Önüne dünya ninetlerinin hepsini serseniz, başı kaybolana, hatta su yüzüne ufak ufak kabarcıklar çıkarana kadar saadet deryasına gömseniz, çalışmaya ihtiyacı olmayacak derecede refahını sağlasanız da (...) sırf nankörlüğü, küstahlığı yüzünden bir rezalet koparacaktır.
"Baskıyı sineye çekmeseydin, hatta çoğunlukla desteklemeseydin, baskıcı zalimlerini çoktan silkip atmış olurdun. Günlük yaşamda kendine bir damlacık saygın olsaydı, dünyanın hiçbir polisi sana baskı yapacak güce sahip olmazdı."
Sayfa 24 - Cem Yayınevi, 14.Baskı, Çeviri: Yüksel Pazarkaya·Kitabı okudu
Emine'nin ölümüyle son tutunduğum dal da kopmuş gibi büsbütün boşlukta kaldım. Kaybettiğim şey benim için o kadar büyüktü ki ilk önceleri bunu bir türlü anlayamadım. Ne de hayatımdaki neticesini ölçebildim. Sade içimde simsiyah ve çok ağır bir şeyle dolaştım durdum. Sonra bu haraplığa daha başka bir duygu, bir çeşit kurtuluş duygusu karıştı. Bir baskıdan kurtulmuştum. Artık Emine bir daha ölemezdi, hatta hastalanamazdı da. Orada, zihnimin bir köşesinde olduğu gibi kalacaktı. Hayatımda birçok şey daha beni korkutabilir, başıma türlü felaketler gelebilirdi. Fakat en müthişi, onu kaybetmek ihtimali ve bunun korkusu artık yoktu. Her an onun hastalığının arasından etrafa bakmayacak, o azapla yaşamayacaktım. Korku içimden doğru kabarıp büyümeyecek, dört yanımı kaplayamayacaktı.
Vakıa evim yıkılmıştı, iki çocukla baş başa kalmıştım, çalışmanın lezzetini kaybetmiştim. Hepsinden fenası, artık hiçbir şeye inanmıyordum. Fakat korkmuyordum da. Olabilecek şeylerin en kötüsü olmuştu. Artık hürdüm.