Oysa, onu koşturan artık yazgısının yerçekimiydi. Onu koştura koştura çeken tarihin mıknatıslarıydı. Kıbrıs'a ilişkin Londra Konferansı'yla Ankara arasında biri, umursamadan istekaya bir tebeşir darbesi atmış, ilk topa sonunu düşünmeden pervasızca vurmuştu. Artık, toplar fiziğin kurallarına uyacak, birbirlerine vuracaktı. Buna engel olmak olası değildi.
Öyle değil, böyle değil de, nasıl olduğunu, Türk halkı, beş yıl sonra Yassıada duruşmalarında öğrenecekti. Bombayı, ne Yunanlılar koymuştu ne Ugandalılar. Atatürk'ün Selanik'teki evine bombayı Türkler koymuştu. Milli İstihbarat Teşkilatı düzenlemişti bunu. Kıbrıs'a ilişkin, Londra Konferansı'nda Dışişleri Bakanı Zorlu, zorlanmaya başlayınca, Yunanistan'ı bomba olayıyla kamuoyunda zor duruma düşürüp Türkiye yararına puan toplama düşüncesi filizlenmişti. Bu üstün zeka ürününün ilk sahibi, daha sonraları da kesin olarak saptanamadı; ama bomba girişimi uygun bulunmuştu. Dolayısıyla bu alçak saldırıya karşı, 6 Eylül akşamı, Taksim'de bir protesto mitingi düzenlenecekti. Türkiye, böyle bir saldırıya karşı kayıtsız kalamazdı.
Dün inerken basamakları saydım. Doğru, seksen basamak. Ama, bir de kapı çıkışında bir basamak var. O zaman, seksen bir basamak ediyor. İyi hukukçu olmak için, kapı basamağı hariç seksen demen gerekir. Yoksa karmaşaya neden olur; davayı kaybedersin. İyi hukukçu olmak için, önce hukukun mantığını sevmek lazım.
- Afferin, geçtin sınıfı. O sadece Fransız İhtilali değildir, dünyayı değiştiren ihtilaldir. Çanakkale Zaferi de dünyayı değiştirmiştir.
- O niye?
- Niyesi var mı, oğlum. Çanakkale, 1917 Rus İhtilali'nin altyapısıdır. Anadolu İhtilali'nin de altyapısıdır. Anadolu İhtilali de, mazlum milletlerin, emperyalistlere başkaldırışının altyapısıdır...