Yol arkadaşlığı güzeldir. Yabancı insanların dünyasına girersiniz. İnsan hiç bilinmedik bir ülke bulmuş gibi sevinir. Beş saat, on saat, bir gün, iki gün, birbirinize içinizi dökersiniz. Sonra bir istasyonda birbirinizden ayrılırsınız. Bidaha bütün yaşamınızda ya bikez karşılaşırsınız ya hiç
karşılaşmazsınız. Yıllar sonra birbirinizi görseniz tanımazsınız bile. Yüzler büsbütün unutulur. Ama anlatılan bir olay, bir hikâye anılarda kalır.
Mudanya, Marmara kıyısında sıcak ve toz toprak içinde eciş bücüş yollarıyla, ahşap evleriyle, sivrisinek yuvası ikinci sınıf bir sahil kasabası. İsmet Paşa'yla görüşecek olan müttefik generalleri taşıyan İngiliz sancak gemisinin öldürücü teçhizatına karşın, Batılılar buraya barış dilenmeye geliyorlardı, barış istemeye ya da barış koşullarını dikte ettirmeye değil.
Çok sevmiştim yeni adımı. Birkaç kere arka arkaya defterime yazdım, sınıftan çıktıktan sonra da tenha bir yere gidip birkaç kere de yüksek sesle söyledim. Mustafa Kemal... Mustafa Kemal... Mustafa Kemal!
-Nereye gidiyoruz?
Çok uzağa değil.
-Yooo... buradan çook uzaklara gidelim!
Yapamayız.
-Neden?
Yarın buraya gelmek lazım.
-Ne yapmaya?
Godot'u beklemeye?