Sen kendini, düşmeye yüz tutan kayayı, ayaklarını yere bastirarak güçlükle, tavizlerle tutan kişi olarak görüyorsun. Beni ise belki kayayi aşağı iten kişi. Ama yanılıyorsun ben kayayi iten kişi değilim, ben ezdiğin, üstüne bastığın toprağım.
Sen ne kadar zorlanıyorsan bende zorlanıyorum. Farklıyız seninle, benim anlatacak dilim, ağlayacak gözüm yok. Görmüyorsunuz, duymuyorsunuz ama çöküyorüm ben, kaldıramıyorum artık.
Gökyüzü öyle yıldızlı, öyle berraktı ki, onu gören kendine sormadan edemezdi: Nasıl oluyor da böyle bir göğün altında türlü türlü suratsız, kaprisli insan yaşayabiliyor?