"İçtenlikle yazılmış cümleler ise her halleriyle güzeldirler, solgun bir gülken bile bahçeyi nice zaman güzellikleriyle büyüledikleri zamanın asaletini taşırlar üzerlerinde."
Yazımın tamamını okumak için:
mediumturkiye.com/yazmak-%C3%BCze...
“Şimdiki düşüncem Mahir Altaylı’nın haklı olduğu, ya da onun düşüncelerinin daha çok hayranlık toplayacağı ve gençleri heyecanlandıracağı. Çünkü bir sözün böyle heyecanlandırıcı olması, belki de doğruluğundan daha önemli.”
“Siz inanmadan önce düşünmek, anlamak istiyorsunuz. Bunu yaptığınız için de inanamıyorsunuz. Ama böyle mutsuzluktan kurtulamazsınız ki... Önce kendinizi duygularınıza bırakın! Önce inanın, heyecanlanın. Sonra aklınızı kullanırsınız... Böyle durup derinlemesine düşünmek... Bu insanı işte mutsuz yapar. Türkiye’de burada böyle düşünmek insanı toplumun dışına iter. Bunu benim kadar bilirsiniz. Burada düşünen yalnız kalır... Burada duygulanmadan düşünmek sapıklıktır... Hem her şeyi aklımızla nasıl kavrarız? Yaradılıştan bize yalnız akıl verilmemiş. Duygularımız da var!”
“İşte, burada oturuyor, mutsuz bir hayat sürüyor, içkiyle kendinizi zehirliyorsunuz!” diyordu Mahir Altaylı. “Çünkü bir ülkü yok hayatınızda. Neye bağlısınız hayatta? Dine mi? Hayır! Ailenize mi? Hayır! Mühendisliğe mi? Hayır!” Her seferinde bir parmağını bükerek soruyor, her seferinde Muhittin’in boş bakışlarını görerek cevabı kendi veriyordu: “Bir kıza mı? Hayır! Zevke eğlenceye mi? Hayır! Bazı yaşıtlarınız gibi inkılâplara mı? O da hayır! Peki şiire “mi? Evet buna hayır demiyorsunuz, ama ötekiler olmadan şiirin ne değeri kalır ki?”