“Nazlı’ya baktı. Onunla aralarında geliştirdikleri bir yakınlık ve sevgi işareti olsun da kimseye farkettirmeden selâmlaşabilsinler istedi, ama böyle bir şey yoktu. Yalnızca birbirlerine baktılar.”
“Çoğu kez bitmiş bir sanat yapıtından çok niçin o yapıtın taslağı çekiyor ilgimi? Taslak aşamasında sanatçı kendini daha özgür hissettiği için mi? Yoksa taslakta yetkinlik sevdası henüz ortaya çıkmadığı için mi? Kimi okuyucularımı şaşırtacağım: gün geçtikçe yetkinliğin iletişimin düşmanı olduğuna inanıyorum.” (1. Bölüm, 18. Not)
Olasılık Hesabı ve Avukatlık
Eski zamanlarda avukatlık yapmaktasınız. Müvekkiliniz krala karşı gelmiş bir adam. Muhtemelen de kral onu yargılayacak ve idamına karar verecek. İnfaz şekli şöyle, kral önce bir yargılama yapıyor. Suçluluğa veya suçsuzluğa karar veriyor. Suçlu bulmuş ve idama mahkûm etmişse, infaz kralın çok meraklı olduğu bir oyun sonrasında gerçekleşiyor. Oyun şöyle; küçük bir kâğıda “İdam” yazıyor. Diğer bir küçük kâğıda ise “Bağışlanma”. Birini seçtiriyor. "Bağışlanma”yı bulduysanız serbest kalıyorsunuz. Ancak kralın bir oyunu daha var. Hiç sevmediği kişilerin kura kâğıtlarının bazen ikisine de "İdam" yazıyor. Yani kurtuluş şansi hiç yok. Ertesi gün, bu şekilde bir yargılama ve oyuna muhatap olacak müvekkilinize verebileceğiniz bir akıl var mı? (Unutmadan hemen söyleyeyim, kral bu serbest kalma oyununda, yüzde 50 ihtimalle, iki kâğıda da "İdam" yazıyor.) Müvekkilinize vereceğiniz akıl şudur: Kura kâğıtlarından birini seçsin, şimşek hızıyla ağzına atıp yuttuktan sonra hemen "Seçtiğim ve yuttuğum kaderimdir" desin. Yutulanın ne olduğu bilinemeyeceğinden, kalan kâğıtta (muhtemelen) yazan "İdam"; müvekkilin kaderinin tersi olacaktır. Başka bir deyişle müvekkilin yaşama şansını yüzde 50 oranında artırdınız da, kötü niyetli kral, avukatın akıllı olacağını düşünerek, ikisine de, "Bağışlanma" yazdıysa, yaktınız müvekkili.
Kaptan, Batan Gemisini Neden Terk Etmez?
Sanıldığı gibi bu durum, "denizcilik" ile veya "ahlak"la da ya "servet düşkünlüğü” ile alakalı olmayıp "hukuk” ile, daha doğrusu "sigorta hukuku" ile alakalıdır.
Sigortacılık uygulamalarının başlangıcı zamanlarında (belki de
hâlâ) batmakta olan bir gemiyi kurtarmak yerine gemiyi terk etmeyi tercih eden kaptanlar dolayısıyla sigorta şirketleri tazminatları ödemez olunca, gemi sahipleri bu duruma mani olmak adına bir etik kuralı piyasaya sürerek, "kaptanın gemisini terk etmemesi" fikrini geliştirirler ve bu kahramanlık ruhu bütün kaptanlarda zamanla benimsenince, ortaya bu kural çıkar. Bir nevi, "Can malın sigortasıdır" gibi bir durumdur bu.
Pers İmparatoru'nun başveziri Buzur Mehir tarafından 1400 yıl önce tasarlanan tavla oyunu, dünyanın en popüler oyunlarından biridir. Zaman kavramından alınan ilhamla tasarlanan oyunun zamana böylesine direnmesi son derece etkileyici. "Senenin birliği olarak tavla bir tanedir." Dört köşesi dört mevsimi, tavlanın içindeki karşılıklı altışar hane on iki ayı, pulların toplamı ayın otuz gününü, siyah beyaz pullar gece ve gündüzü, karşılıklı on ikişer hane ise günün 24 saatini simgeler.
Eski zamanlarda Hint İmparatoru, satranç oyununu Pers İmparatoru'na, yanında bir mektupla hediye olarak göndermiştir. Mektubunda oyunla ilgili hiçbir açıklama yapmazken şöyle bir mesaj yazmıştır.
Pers İmparatoru'na;
Kim daha çok düşünüyor,
Kim daha iyi biliyor,
Kim daha ileriyi görüyorsa
O kazanır.
İşte hayat budur...
Pers İmparatoru dönemin en âlim veziri olan Buzur Mehir'le bu mesajı paylaşarak, ondan oyunu çözmesini ve kendisinin de karşılık olarak Hint İmparatoru'na hediye edilmek üzere başka bir oyun icat etmesini ister. Vezir haftalarca çalıştıktan sonra gönderilen satrancın her taş hareketini ve oyunu çözer, daha sonra da on günde tavlayı icat eder ve imparatora sunar. Hint İmparatoru'na tav la oyunuyla birlikte gönderilmek üzere şöyle bir mesaj hazırlanır.
Hint İmparatoru'na;
Evet,
Kim daha çok düşünüyor,
Kim daha iyi biliyor,
Kim daha ileriyi görüyorsa
O kazanır.