"...dünya kurulalı beri kılıç mı daha kanlı kalem mi, ayırt edebilmiş değildir. Bence kılıcın yarası bir, kalemin yarası bin… Kılıç eri, dilerse sahip olur kılıcına… Sen dünyanın yüzüne salmaktasın yazdıklarını… Kopar gider, nerede işler, bilir misin? Gerisin geri toplayım desen yeter mi gücün? Dediğini dememiş olmak elinde mi?”
Her şey bitmemeli. Bazı şeyler bitebilir elbette. Ama her şey? Bitmemeli. Erikler ve kirazlar, çocuklar ve ihtiyarlar, çınarlar ve söğütler, tiyatro ve şiir, bilim ve ona bağlı olarak teknoloji ve onların anlattığından yararlanan güleç gözlü köylüler, Tacikistan’da dünyanın en iyi oltalarını yapan birini tanımıştım, mesela o ve ona benzeyen bir sürü insan ve o insanların yaptığı hiçbir şey bitmemeli.
“Şimdiki düşüncem Mahir Altaylı’nın haklı olduğu, ya da onun düşüncelerinin daha çok hayranlık toplayacağı ve gençleri heyecanlandıracağı. Çünkü bir sözün böyle heyecanlandırıcı olması, belki de doğruluğundan daha önemli.”
“Siz inanmadan önce düşünmek, anlamak istiyorsunuz. Bunu yaptığınız için de inanamıyorsunuz. Ama böyle mutsuzluktan kurtulamazsınız ki... Önce kendinizi duygularınıza bırakın! Önce inanın, heyecanlanın. Sonra aklınızı kullanırsınız... Böyle durup derinlemesine düşünmek... Bu insanı işte mutsuz yapar. Türkiye’de burada böyle düşünmek insanı toplumun dışına iter. Bunu benim kadar bilirsiniz. Burada düşünen yalnız kalır... Burada duygulanmadan düşünmek sapıklıktır... Hem her şeyi aklımızla nasıl kavrarız? Yaradılıştan bize yalnız akıl verilmemiş. Duygularımız da var!”