Tarihimizde savaş dönemlerinden çok barış dönemleri, toplumların sulh içinde, toleranstan da öte hoşgörüyle yaşadıkları uzun dönemler var. Savaşlar, tarihimizde istisna olduğu için isimleri, tarihleri var. Aklımızda onlar kalıyor. Barış dönemlerinin adı bile yok. Tarihçiler savaşlara isim vermiş, barışa değil. Barış, sanki hiç yaşanmamış, ''ileride güzel günler göreceğiz çocuklar" türünden ütopya. Gerçek tam tersi.
Tarihe, kazananlarla kaybedenlerin arasında ilelebet sürecek, güçlünün zayıfı ezdiği bir çatışma olarak bakıyoruz. Günümüzden geriye baktığımızda yaşanan uzun barış süreçleri yerine binbir tesadüfün yanyana gelmesinden patlayan savaşlara bakıyoruz.
Charles Chuman, "En büyük cürüm(suç) düşmanını tanımamak, onu insan olarak inkar etmek" demiş. İspanya iç savaşına katılan George Orwell de düşmanını tanımasını anlatır. Şehir içi bir çatışma esnasında, bir elinde pantolonu, hayatını kurtarmak için kaçan bir adam görür, ona ateş edemez, "Buraya faşistlerle savaşmaya gelmiştim, ama pantalonsuz bir adam faşist olamaz, o da benden farksız bir insandı" der.