“Benim kadar az parası olup da para hakkında bu kadar çok yazan başka kimse olmadı. Kapital, onu yazarken içtiğim
tütünün parasını bile karşılamayacak.”
-Karl Marx
"Fethedildim
Yağmalandım
Nice donanma demir attı sularımda
Gelen giden bayrak dikti topraklarıma
Bayrağım yok
Dinim yok
Sadakat aramayın bende
Biri gider, öteki gelir
Ben kalırım"
Neyi ekersen, onu biçersin. Mutsuzluğumuzun, neyin iyi değil de kötü gittiğinin üstünde durdukça, huzursuzluklarımızı dalga dalga geleceğe yayıyoruz. Mutsuzluğumuzun üstünde durarak mutlu olamayacağımız gibi, savaşların üstünde durarak da savaşları engelleyemeyiz. İnsanda güzeli, sağlıklıyı yeşertmenin yolu, güzelden, sağlıklıdan söz etmekle mümkün. Tersi değil.
Türk-Yunan düşmanlığı, ebediyen varmış gibi, kaçınılmaz bir olguymuş gibi gösterilir. İki halkın Anadolu'da birarada bin yıla yakın yaşadıkları, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluklarının tarihinin tozlarında örtülü bırakılır; günün husumetle beslenen siyasi dinamik ve çıkarlarına ters düştüğünden, bu hoşgörülü yaşamı mümkün kılan koşullar örnek gösterileceğine göz ardı edilir.
İkinci Dünya Savaşı'nda Arapların faşizme karşı Yahudileri koruduklarını, onlara Müslüman diye belge veren Paris imamını, toprakları Nazi yanlısı Vichy hükümetine bağlıyken faşistlerle işbirliğini reddeden Fas Kralı'nı, Tunus'ta Müslümanların cemaat olarak Yahudilere sahip çıkma çabalarını dünya kamuoyu bilse, ufkumuz genişlemez, bugün için barışa inancımız pekişmez mi?