Gündelik hayatın kesin ama fazlasıyla naylondan dilinin her yerden pıtrak gibi yükselerek yaşamı fukaralaştırdığı, yüzeyselliğin bu denli kutsandığı; insana ve yaşama ilişkin gürül gürül müphemliğin şiddetle ufalandığı bir düzlemde güçlü bir metin okudum. Dramatik yapısı oldukça görkemli olan bu savununun, sağlam bir temsille sahnelenişini de görmek isterdim doğrusu. Yalıtılmanın bireyselliği içine her kapanışında küçülen ve kendini bir yukarı katta bulan, konserveden yaşamına duyduğu özgüvenle hareket eden burjuva dünyasının makyajlı insanı ile yanı başındaki düşman, yalnızca varlığıyla rahatsız eden yara bere içindeki Şümürz. İnsanın ilkel yanı mı Şümürz? İçinde yok edemediği doğa mı? Vicdan mı? Merhamet mi? Sömürge halklar mı? Tanrı mı? Mit mi? Şiir mi, ne? Her birinin yüzü acı içinde ama tarihe bakıyor. Şimdi, yazılışının üzerinden geçen kaç on yıl sonra belki en üst katta, onun kanı çoktan kuruyan ve mosmor kesilen cesedine bakıyoruz.