“Bence bu daha çok bir nevi sıtma!” diyor Albert. “Harbi kimse istemez, bir de bakarsınız, birden gelivermiş. Harbi biz istemedik, ötekiler de aynı şeyi iddia ediyorlar. Ama yine de dünyanın yarısı harb diye dayatıyor.”
Onları öyle odalarında, bürolarında, işleri başında gördükçe önüne geçilemez bir duyguya kapılıyor, ben de onlar gibi olmak, harbi unutmak istiyorum; ama bir his beni geri çekiyor, ufukları öyle dar ki! Bu darlık bir hayatı nasıl doldurur, insanın bu darlığı parçalaması lazım.
Anlatmaya kalkışırsam devleşmelerinden, başa çıkılamaz hale gelmelerinden korkuyorum. Cephede olup bitenleri biz de açık saçık bilseydik halimiz nice olurdu!