Bu tatlı,derin ses eskiden bir vaat gibi,geleceğimiz gibi,aşka davet gibi,mutluluğa savrulan çığlık gibi gelirdi kulağa,oysa şimdi geçmişin sesi gibi;ötüşüyle uyardığı biz miyiz,yoksa çocuklarımız ve torunlarımız mı,beşiğimizde mi uyandırıyor bizi çığlığıyla,yoksa mezarlarımızın üzerinde mi ötüyor-hepsi birdir guguk kuşu için.
Böyle öğrendim ben insanları ağaçlar ya da kayalar gibi görmeyi,onlar hakkında düşünmeyi,onları o sessiz çamlardan ne daha az saygıdeğer bulmayı ne de daha çok sevmeyi.
Öyle çamlar gördüm ki,fırtına sadece bir taraflarındaki dalların büyümesine izin vermişti,bazıları da tepelerindeki kayalara kızıl gövdeleriyle yılan gibi sarılmış,ağaç ile kaya birbirine yaslanarak ayakta kalmıştı.Bana savaşçı adamlar gibi bakıyor,yüreğimde korku ve saygı uyandırıyorlardı.
Sonunda pes etmek zorunda kaldın,düştün ve kökünden koparıldın.Ama savaş uçaklarından atılan bombalarla parçalanmadın,şeytani asitlerle yakılmadın,milyonlarca insan gibi sürülmedin yurdundan,kanlı köklerinle üstünkörü dikildiğin yerden bir kez daha koparılıp yurtsuz bırakılmadın,çöküşü ve yıkımı,savaşı ve etrafındaki rezaleti yaşamak ve sefilce ölüp gitmek zorunda kalmadın.Senin gibilere yakışan,sana layık bir yazgın oldu.O yüzden şanlı addediyorum seni;bizden daha iyi,daha güzel yaşlandın ve ömrümüzün sonunda yozlaşmış bir dünyanın zehri ve sefaletiyle boğuşan,etrafımızı kemiren ahlaksızlığa rağmen bir nebze temiz hava solumak için mücadele eden sen bizlerden daha onurlu öldün.
Fazla yaşlanmaz bu ağaçlar,devlerden ve kahramanlardan da sayılmazlar,nazlı ve hassastırlar,çok kolay incinirler,reçineli özsularında kadim,fazlasıyla soylulaşmış aristokrat kanından bir şeyler vardır.