Narkissos için ağlıyorum, ama onun yakışıklı olduğunu hiç fark etmemiştim ben. Narkissos için ağlıyorum, çünkü sularıma eğildiği zaman, gözlerinin derinliklerinde kendi güzelliğimin yansımasını görebiliyordum.
Bu adamların ünvanı şuydu; Bilgelik çiçekleri. Doğrusu pek de çiçeğe benzer halleri yoktu. Kimisi çok çalışıp ezberlemekten kuruyup ufalmış, koskocaman bir alın edinmişti. Kimisi sürekli oturup okumaktan kısalıp şişkolaşmış, kocaman, yamyassı bir kalça sahibi olmuştu. Bir kısmı da sürekli en tepedeki kitap raflarına uzanmaktan o kadar uzamış ve incelmişti ki süpürge sopasına dönmüştü. Hepsinin burunları üstünde kocaman altın gözlük vardı. Onların payesinin işaretiydi bu.
‘Sevgili Lukas, uzun uzun düşündüm, sonunda bir karara vardım. Başka türlü olmayacak, bunu yapmak zorundayız.’
‘Neyi yapmak zorundayız,Majesteleri?’ diye sordu Lukas.
‘Az önce söylemedim mi?’ diye mırıldandı Kral düş kırıklığıyla. ‘Söyledim sanıyordum.’
‘Hayır, ’ diye yanıtladı Lukas. ‘Yalnızca, bir şeyi yapmak zorundayız dediniz. ‘