"İçinizden geçenleri duyar gibiyim ...
O kadar mücadele ne olacak peki?
Bu suçlarda neden zamanaşımı var,
diyorsunuz değil mi?
Keşke acılar da, suçlar ve cezalar gibi
zamanaşımına uğrasaydı."
"Ne bayramlar sevincimin sabahı
Ne bir hayal yarınlara hevesli
Ne ilk aşk hatırası kalbim in bir yerinde
Ne çocuk oldum , ne genç kız
Hiçbir şeydim hiçbir şeyin içinde
Bir babanın altında bir cesettim bay hâkim
Bir tanık istiyorsan iyi bak gözlerime..."
Kim isterdi ki hayatının karartılmasını? Hem de en güvendiği kişi tarafından... Konuştuğum
mağdurlardan duyduklarım tam da bunu teyit ediyordu: "Bunu yaşadım, tamam kabul edilemez bir şey. Ama keşke babam olmasaydı
bunu yapan ya da abim olmasaydı." Çünkü en yakınları böyleyse gerisini düşünemiyor ve uzaklara dalıp gidiyorlardı. Haklıydılar. Düşünsenize, evinizin çatısı yok. Evinizin duvarı yok. Eviniz yok... Her gün
üşüyorsunuz. Her gün üstünüze yağmur, kar yağıyor. Güneş yakıyor
sizi. Sığınağınızı kaybetmişsiniz. Size sormadan çocukluğunuzu çalmışlar... Düşünsenize, evsiz kalmışsınız...