Her zaman ve her yerde halk kitleleri sabır ve tahammüle zorlanmıştır. Sabretmek ve boyun eğmek halkın zorunluluğu idi adeta. Halk kitleleri birçok yönden aşağılanıyor ve kötü muameleye maruz kalıyordu. Her zaman ve her yerde şöyle diyorlardı.
– Halk ayyaştır. Halk tembeldir, çalışmak istemez. Halk kabadır, aç gözlüdür, acımasızdır.
Fakat şunu da ilave ediyorlardı:
– Bir tek şeyde halk yücedir, o da sabır. Aç kalır, üşür, pislik içinde yaşar ve… şikayet etmek yerine sabreder.
Ve herkes halkın sabrını takdir ediyor ve buna hayranlık duyuyordu. Duyguları harekete geçmişti. Halkın sabrını din haline getirdiler.
“Kendi vicdanınız, halk ve Tanrı’nın huzurunda dürüst olmak istiyorsanız suçluyu uzakta aramanıza gerek yok. Bilimi, felsefeyi ve aydınları suçlamak riyakâr insanların silahı olmuştur.
Onun yerine kendinizi suçlayın ve önce kendinizi tedavi edin. Halka öğretmeniz gerekenleri önce kendiniz öğrenin. Tanrı’yı önce kendi içinizde, ruhunuzda arayın ve bunu kendiniz için yapın. Bunları yaptıktan sonra da halka Tanrı’ya giden yolda rehberlik yapın. Kalbinde Tanrı inancı olmayan bir halkın kurtuluşu yoktur. Halkımızı kurtarın ve ona Tanrı’yı verin; ruh ve içerikten yoksun basmakalıp inanç formüllerini değil, Tanrı inancını telkin edin.”
Benzer yaklaşım içindeki Savaş Sanatı da öfke ve
açgözlülüğü yenilginin temel nedenleri olarak tanımlar.
Sun Tzu'ya göre savaşı kazanan savaşçı,
duygusallıktan uzak, soğukkanlı, kararlı savaşçıdır.
Öfkeli, kızgın, öç alma peşinde olan savaşçı
kaybetmeye mahkumdur. Tao-te Ching der ki;
Askerlikte başarılı olanlar askercilik yapmazlar, savaşta
iyi olanlar kızmazlar, düşmanlarına karşı galip gelenler,
düşmanlarına karşı herhangi bir duygu beslemezler