Birçok fıtratta bulunan asil duygular, zıt etkenlerin baskısı altında hızlıca solan nazik birer bitkiye benzer. Meşguliyetleri, içinde bulundukları toplumun yük- sek ve asil akli melekelerinin egzersizine müsait olmayan gençlerin çoğunda bu bitki kolayca solar. İnsanlar zihinsel çalışmalarında ince zevklerini kaybettikleri gibi asil kâbiliyetlerini de kaybeder, çünkü bu ince zevki besleyecek dikkat ve merakları yoktur. Bu du- rumda tercih ettiklerinden değil, fakat kolaylığından ötürü nefislerini bayağı zevklere adarlar. Artık öyle bir zaman gelir ki bu sefil zevklerden başka bir şey arama hevesini bile kaybederler."
John Stuart Mill
Tembelce bir hayatın çirkinliklerini ağzımızda sakız çiğner gibi sürekli çiğnemeliyiz. Eski filozoflardan birinin söylediği gibi bir kuru biber tanesini hiç çiğnemeden yutarsak hiçbir acılık hissetmeyiz. Fakat iyice çiğner ve dilimizle ağzımızın her köşesine ulaştırırsak, dayanılmaz bir acılık hissettirir, gözlerimizden yaş- lar akar. Biber tanesi için yaptığımızı, tembellik ve nefsin hoşuna giden şeyler için de aynen uygulayarak yoğun bir hoşnutsuzluk ve nefret duygusu uyandırmalıyız. Bu hoşnutsuzluk yalnız tembelliğin fenalığına dair olmayıp bu fenalıktan doğacak mahzurla- rın tamamını kapsamalıdır. Doktorun yemeyi yasakladığı ve her yendiğinde hastalığı nüksettiren bir kavun karşısında açgözlü bir seyirci gibi kalmamalı ve “Kavunu yemiyor; çünkü doktor bu sebeple ölebileceğini anlattı, fakat bu mahrumiyetten muzdarip olduğundan sürekli ondan bahsediyor. Hiç olmazsa kokusunu duymak istiyor ve kavun yiyenlerin mutluluklarına gipta ediyor."kinayesine hedef olmamalıdır. Bunun gibi tembelliğin, boş ve meşguliyetsiz bir zihnin kendi kendini yiyip mahvetmesine sebep olan sefaletten sadece tiksinmek yeterli olmayıp nefsimizi tembellerin hayatını kıskanarak hatırlamaktan da menetmek lazımdır. Bizi tembelliğe sevk edecek arkadaşlardan ve eğlencelerden de aynı şekilde nefret etmek, yalnız hastalıktan değil, hastalığa sebep olan kavundan da tiksinmek gerekir.
İlme talip, çalışmaya ve öğrenmeye arzulu olan genç, kendi nefsi hakkında yüzeysel bir bakışı olmaması gerektiğini tamamen anladıktan ve dikkatsizliğin depreme benzer bir zaaf olduğuna kesin bir kanaat getirdikten sonra aklî hassalarını bir araya getirmek için yeterli vakit bulabilecektir. Bütün arkadaşlarının yaptığı gibi zihnini öteye beriye dağıtmaktan menedip birkaç saat içinde on gazete okumak veya kâğıt oyunu ve lüzumsuz meseleler üzerine uzun münakaşalar yürütmek gibi hiçbir faydası olmayan fiillerden çekinecektir. Nefsine sahip olmayı büyük bir şeref ve iftihar bilerek, başkalarını sürükleyen akıntıya kendisini kaptırmamayı öğrenecektir.
Fazilete yatkınlığımız ne kadar küçük olursa olsun bir tohumdan koca bir ağaç çıktığı gibi bizim küçük Fazilet tohumumuzdan da muazzam bir iyilik kitlesi var etme gücümüz yeter. Yalnız bunun için çalışmak, sağlam bir azim ile çalışmak, çalışmayı bilmek lazımdır.