“ kandili yakın ve bu geceki meclisimizde, yeni olayları ve haberleri, yeni dönemleri ve anları, yeni yeni seslerle size ulaştıracak olan anlatacagim olaylardan, vereceğim haberlerden dolayı çokça hüzünlü olacak sesime kulak verin…”
Mehmet uzun Dicle’nin sesi 2 eserinin, Dicle’nin sürgünleri eserinde böyle başlıyor.
Bende diyorum ki; elinizde ne iş varsa bırakın, evet kandili yakın, ışıklari açın, yedekte çıralarınız yoksa, mumlarınız yoksa alın depolayın, gözyaşlarınız için mendil alın, dengbej biro, reben biro, belengaz biro, malviran biro, xalıpser biro’nun size söyleyecekleri var. Ne olursunuz işinizi gücünüzü bırakıp biro’ya kulak verin…
Uzun sizleri Cızira botanda, Hakkari’de, mezopotamya’da olan olayları, yıkımları, talanları, yürekleri sızlatan aşkı anlatacak. Sizlere yezidileri, keldanileri, araplari, Kürtleri, Türkleri, Ermenileri anlatacak. Sürgünleri anlatacak, Sizi beraberinde sürgüne Mezopotamya’ya , İstanbul’a, Girit’e, Şam’a götürecek ama acıyla ama hüzünle, memleket hasretiyle, toprak özlemiyle sürgünde yitirilen canları, acilari anlatacak o yüzden ayak üstüne ayak atmayın, biroyu, esteri tanidiginizda yıkılacaksınız, hüngür hüngür ağlayacaksiniz. Ah biro, ah heme , ah ester, ah mir, ah yezdinşer diyeceksiniz ahhhlarınız, aaxxlara dönüşecek…
Keyifli okumalar diyemeyeceğim, çünkü biro benim yüreğimi yaktı, beni paramparça etti…
Şimdi kandil ışığınızı sündürün çünkü artık ester yok, biro yok, mir yok…