Korel'e baktığım zamanlar ezgilerin en güzeli, bütün enstrümanların en şefkatlisi kulaklarımda yükselmeye başlamıştı ve dansın şehveti kanımı alevlendiriyordu. Bunun tek açıklaması, ölüm den kurtaran huzurdu.
Görünmez olan ben miydim? Görünmeyen hislerim miydi? Görünmeyen, sürekli gülmek zorunda hissettiğim ama her dans edişimde ruhumun ağlamaları mıydı? Neden bir ruhun ölümünü hissetmenin tadını çıkarmamı istiyorlardı?
Benliğimi annemin ve babamın gözlerindeki merhamet için bırakacak kadar onları seviyordum, bir belirsizliğin doğurduğu başka bir detay daha bu kısımda gizliydi.
Kasvetli ve kötümser bir insan değildim. Her şeyin içinde bulduğum iyilikler, insanlardan kaçmak isteyişime başka bir sebepti. Çünkü her insanın özünde iyi biri olacağına inanıyor ama kimseye güvenmiyordum. Bildiğim ve duyduğum kadarıyla insanlara güvenmek, en büyük hataların başında geliyordu. Sırf yıkımı yaşamamak için, insanlardan kaçıyor ve kendi kabuğumda yer alıyordum.