Cem’in babasıyla ilişkisinden ötürü ilgi duyduğu Oidipus ve Sühreb hikayelerini hayatına merkez edinip defalarca bunları okuması, konuyla ilgili bir sürü görsel ve yazınsal eseri donkişotvari bir şekilde tüketmesi kitabın sonunun ne olacağını henüz ortalarındayken tahmin ettirdi. Bu takıntısı kendi sonunu hazırladı aslında. Gülcihan’ın Cem’le ilk tanıştıklarında Akın’a gösterdiği fazla ilgi ve hakkında soru sormasının nereye bağlanacağı da biraz spoiler niteliğindeydi. Bunlara rağmen sürükleyiciydi ve esrarengizliğini koruyabildi
Kitap olmuşlara ve olabileceklere dair bir yakarış olarak Osman’a yazılan mektup havasında başlasa da ilerledikçe aslında yazarın gelgitlerini paylaştığı bir monoloğa dönüştüğünü fark ediyorsunuz. Ayrılık gibi hissettirmesi zor bir konuyu son derece yormayan bir dil kullanarak çok naif bir şekilde aktarmış. Sayfa sayısının da az olması sebebiyle çabucak okunabilecek bir kitap.