Benim güzel ülkem...
Her toprağı şehit kanı dolu ülkem.
Vatanların en güzeli...
Üstünde nice güzellikler boy gösterirken bir yandan da ne büyük acılara şahit oldun.
Okuma sürecimde fark ettim ki bu konuyla ilgili ne çok kitap okumuşum. Şunu ifade edebilirim: bu konu evrensel bir konu. Zamandan ve mekandan bağımsız. Maalesef tarihin birçok döneminde ve aşağı yukarı tüm coğrafyalarda kadınlar ve çocuklar hep arka planda kalmış, buna rağmen en çok çileyi onlar çekmişler. Erkekler savaşırken dahi olan yine onlara olmuş. Bir İncir Kuşları var mesela bu konuya değinen, içim yana yana okudum.
"Yaralandım
Sardım yaralarımı
Kendi ellerimle..." (s. 81)
Bir kadın düşünün. Hayatının büyük bir bölümünü eşi ile birlikte geçiriyor ve ölmeden önceki vasiyeti "Beni eşimin yanına gömmeyin." Rahmetli anneannem dedemle dile kolay 70 yıl geçirmiş, annesinin yanına gömülmek oldu son vasiyeti. Bir kadının böyle bir karar alması için öyle nedenleri vardır ki... Eserin kadın kahramanı Saniye'nin vasiyeti de bu maalesef: eşinden ayrı gömülmek...
Babasının gözünden esirgediği bir kız çocuğu... Okuma sevdası ile dolu. Hani çeyizi kitapları derler ya, çeyizle falan işi yok, derdi kitap, derdi okumak... Bir gün istemediği bir evlilikte buluyor kendini. Ve hayatında iyi giden ne varsa değişiyor o günle birlikte.
Sinirlerime hakim olamadım eseri okurken.
Çok kızdım. Eşinden çok Saniye'ye kızdım. Çağına göre modern bir kadın. Çağına göre okumuş. Çağına göre cesur. İstemediği evliliğe itiraz etmemesi ve sayfa sayfa nefret kustuğu adamdan boşanmaması beni oldukça rahatsız etti. Cesareti, çocukları vesaire diye düşünebiliyor olabilirsiniz ama öyle bir durum da yok. Aksine boşanmamış olmalarından çocuklar daha fazla etkileniyor. Onların yanında da sürekli nefret kusuyor kocasına. Çocuğu yurt dışına