Bunun yanı sıra, savaşın ilk yıllarındaki kadar Alman aleyhtarı olmayan bazı sanatsal görüşler gelişip, boğulmuş zihinlere tekrar soluk aldırıyordu, ama bu görüşleri ortaya koyma cesaretini bulabilmek için, önce yurtseverliğin kanıtlanması gerekiyordu. Bir profesör, Schiller hakkında dikkate değer bir kitap yazıyor ve gazeteler kitaptan söz ediyordu. Ama kitabın yazarı hakkında bir yorumda bulunmadan önce, bir yayımlama izni gibi, Marne veya Verdun çarpışmalarına katıldığı, beş madalya aldığı, iki oğlunu savaşta kaybettiği belirtiliyordu. Daha sonra, eserinin sarahati, derinliği övülüyor, kitabın konusu olan Schiller'den ise, "büyük Alman yazar" değil de, "büyük Boche yazar" demek kaydıyla, büyük yazar olarak söz edilebiliyordu. Bu parola, makalenin hemen yayımlanmasını sağlıyordu.
Suç olarak görmediğiniz bir şey için maaş almak yasak mıdır peki? Siz benden daha tahsillisiniz, muhtemelen, Sokrates'in verdiği dersler karşılığında para almayı doğru bulmadığını söyleyeceksiniz bana. Ama günümüzde felsefe profesörleri bu görüşü paylaşmıyor; hekimler de, ressamlar da, oyun yazarları da, tiyatro yöneticileri de öyle.
Edebiyatta ve sanatta modernistlere direnen kitleler, savaşta modernistleri kabulleniyor, çünkü bu düşünce tarzı benimsenmiş bir moda ve ayrıca küçük beyinler, eylemin güzelliği değil, dev boyutları alında eziliyor. Alman kültürünün etkileri her yerde karşımıza çıksa da, aslında karşısında diz çökülen şey ihtişam sadece.
Ulusları yöneten mantık, tıpkı bir aşk veya aile kavgasında karşı karşıya gelen iki kişinin, bir baba-oğulun, karı-kocanın, aşçıyla hanımının kavgasındaki gibi, tamamen içsel bir mantıktır ve tutku tarafından sürekli yenilenir.