Emrullah Özcan

Emrullah Özcan
@Ilmare_
İstanbul
11 okur puanı
Kasım 2023 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Şu ilkeyi uygulamayı unutma: Bu bir şanssızlık değildir, ama ona yüreklice katlanmak şanslılıktır.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅

Emrullah Özcan

, bir kitap okudu
Puan vermedi·83 syf.·
9 günde okudu
·
Okunma: 06 Mart 2025 08:00
·
2025 3. kitabı
Lev Tolstoy
8.1/10 · 61bin okunma
Gaius bir insandır, insanlar ölümlüdür, öyleyse Gaius da ölümlüdür. Bu cümleyi bütün yaşamı boyunca Gaius için doğru bulmuştu ama kendisi için de doğru olabileceğini hiç mi hiç düşünmemişti. O Gaius, soyut olan insan ölümlüydü, bu doğruydu; ama kendisi ne Gaius’tu, ne de soyut bir insandı. Kendisi her zaman ötekilerden ayrı bir yaşayandı. Anne ve babasıyla, Mitya ve Volodya’yla. Oyuncakları, arabacısı ve dadısı, daha sonraları Katya vardı. Çocukluğun, delikanlılığın ve gençliğin sevinçlerini, üzüntülerini ve coşkularını yaşamıştı. Gaius, Vanya’nın öylesine çok sevdiği çizgili deri topun kokusunu nasıl bilebilirdi? Annesinin elini öpen, ipek eteklerinin hışırtısını duyan Gaius muydu? Hukuk okuluna giderken pasta-börek uğruna bile kavga eden Gaius muydu? Gaius da kendisi gibi âşık olmuş muydu? Gaius duruşmalarda kendisi gibi başkanlık edebilir miydi? Gaius elbette ölümlüydü; onun ölmesi doğaldı. Ama ben, küçük Vanya, ben İvan İlyiç, düşüncelerim ve duygularımla, «Tümüyle değişik bir durum bu. Benim ölmem gerek diye bir şey olamaz. Çok korkunç olurdu bu.»
Yeryüzünde acı çeken milyonlarca insan varken neden hepiniz bir tek Lev Tolstoy'la uğraşıyorsunuz? diye sorar. Can verirken bile, acı çeken insanlardır baş düşüncesi. Bu sözlerden sonra Kurtuluş, Kutsanmış ölüm gelir.
Bütün bu çiçeklerden koca bir demet yapmış, eve dönüyordum ki yol kıyısındaki hendekte, bizde "tatar" da denen, koskocaman açmış, bordoya çalan göz alıcı çiçeğiyle bir devedikeni gördüm. Ot biçerken bunlara pek dokunmamaya çalışır orakçılar; kazara biçtiklerinde de ellerine batmasın diye hemen demetin içinden çekip atarlar. Birden, onu da koparıp demetimin ortasına koymak düştü aklıma. Hendeğe indim ve göz alıcı çiçeğin tam ortasına iğnesini batırmış, oracıkta tatlı, tembel bir uykuya dalmış tüylü yaban arısını kovalayarak çiçeği koparmaya çalıştım. Ama bu epey güç bir işti. Elimi mendilimle sarmama karşın, saptaki dikenler avucumu delik deşik etmişti. Öylesine zorlu bir saptı ki, onu lif lif parçalara ayırana dek beş dakika mücadele ettim. Sonunda çiçeği koparmayı başardığımda sapı neredeyse püskül püskül olmuş, çiçeğin de deminki güzelliği ve tazeliği uçup gitmişti. Ayrıca bu kaba, çirkin haliyle, güzelim kır çiçeklerinden oluşan zarif demetime hiç yakışmamıştı. Yerinde ne güzel duran çiçeği canından ettiğime üzüldüm ve demetten çıkarıp attım. "Ne olağanüstü bir yaşam gücü bu," diye düşündüm, onu koparmak için harcadığım çabayı anımsayarak. "Kendini nasıl da savundu ve postunu nasıl da pahalıya sattı."