İnsan aklına dair hayalin ne kadar kısa sürdüğünü düşünmek kederlendirdi. İntihar etmişti akıl. Kendisini doğruca rahata ve kolaylığa bırakmıştı, bekçisi olan güvenlik ve süreklilikle dengeli bir toplum ortaya çıkmıştı, umutlarını elde etmişti sonunda buna varmak için. Bir zamanlar yaşam ve mülk tam bir emniyete ulaşmış olmalıydı. Zengin servetinden ve rahatından, emekçi de hayatından ve işinden emin olmuştu. Hiç kuşkusuz o kusursuz dünyada işsizlik sorunu bulunmayacaktı, çözülmemiş sosyal sorun kalmayacaktı. Ardından da büyük bir sessizlik gelmişti.
Mükemmel konfor ve güvenlik koşullarında o dizginsiz enerji, bize göre güç sayılan o şey zayıflık haline gelecekti. Önceden hayatta kalmak için vazgeçilmez bazı eğilim ve arzular, bizim zamanımızda bile sabit bir başarısızlık kaynağı olmakta. Fiziksel cesaret ve mücadele aşkı mesela, pek yarar sağlamaz -hatta engel bile olabilir- uygar bir insana. Ve fiziksel dengenin, güvenliğin sağlandığı zamanlarda; güç, ister zihinsel ister fiziksel olsun yersiz kalacaktır. Orada uzun yıllar boyunca hiçbir savaş ya da tekil şiddet tehlikesi olmadığını anladım, ne vahşi hayvan korkusu, ne bünye dayanıklılığı gerektirecek öldürücü bir hastalık ne de emeğe ihtiyaç vardı. Böyle bir hayatta, yani güçsüz dediklerimizin de güçlüler kadar donanımlı olduğunu söyleyeceğimiz bir hayatta, güçsüzler artık güçsüz değildir. Hatta onlar daha donanımlıdır, çünkü güçlü hiçbir çıkışı olmayan bir enerjiyle doludur. Kuşkusuz, gördüğüm binaların yüksek güzelliği insanlığın artık amaçsız kalan enerjisinin, içinde yaşadığı koşullarla kusursuz uyuma girmeden önceki son hamleleriydi son büyük barışla birlikte başlayan o zaferin yükselişiydi. Güven içindeki enerjinin kaderi bu olmuştur hep; sanata ve erotizme yönelir, sonra da yozlaşma ve çöküş gelir.
Hayır. Asla, uykuya dalarken bile olsa artık beni hiçbir şey şaşırtamaz demeyeceğim böbürlenerek. Hayır. Bir yıl geçti, yeni bir yıl daha geçecek ve bu da geçen yıl gibi bir yığın sürprizle dolu olacak. Demek ki öğrenmeye boyun eğmek gerekiyormuş.