Kitapları okumayı öğreniyoruz ama insanları okumayı değil. O yüzden ne kitaplardan bir şey anlıyoruz, ne de birbirimizden.
İnsanlar da kitaplar gibi okunabilir; yeter ki bakmakla yetinmeyip görmeyi, dinlemekle yetinmeyip duymayı bilelim.
Ne var ki biz, yalnızca kitapları çözebilmek için alfabe öğreniyoruz. İnsan dediğimiz karmaşık varlığı çözümleyebilmek içinse hiçbir zihinsel altyapı sunulmuyor.
Bize bilgi veriliyor ama idrak öğretilmiyor.
Bu yüzden, ezberle donatılmış ama düşünmekten bihaber nesiller yetişiyor.
Ne okuduklarını anlayan var, ne gördüğünü yorumlayabilen.
Alfabeyi biliyorlar ama harflerin ne uğruna bir araya geldiğini bilmiyorlar.
Cümle kuruyorlar ama birbirlerine tek kelimeyle bile dokunamıyorlar.
Anlamın peşine düşmeyen, yalnızca sınavları geçmeye şartlanmış zihinler…
Kitaplardan da nasibini almıyor, insanlığından da.
Okumak, görmekle başlar. Göz var, görmez. Akıl var, işlemez.
Bizim derdimiz alfabe değil; biz anlamayı unuttuk.
Gerçek mânâda okuyabilmek dileğiyle... ✍️
"Şahsiyet, görünen cemiyet içinde görünmeyen cemiyeti seçip tahtını onun bağrında kurmakla fethedilir. Her şahsiyet bir kopuş, bir olmayana, bir olacağa bağlanıştır"
Jurnal I, 20 Ağustos 1963
Gidecek yeri, yapacak işi yoktur... Öfkeli ve mahcup Reyhaniye'ye döner.
"Herhangi bir batı memleketinde büyük bir fikir adamı olabilirdi, teorisyen olabilirdi. Ezdiler. Acaba ezilen daha kaç kişi? Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye çalışan zavallı insanlarım, karanlığa o kadar alışmışsınız ki, yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi!"
Jurnal I, 26 Ocak 1963