Duyduğum bir hikâye vardır; ondan da bu çıkıyor. Hikâye şu: Aglaion'un oğlu Leontios Pire'den yukarı gelirken kuzey surlarının dibindeki işkence yerinde cesetler görmüş. Bir yandan bunlara bakmak ister, bir yandan da görmemek için başını çevirirmiş. Bir süre görme isteğini yenip yüzünü kapamış, ama sonunda dayanamamış, gözlerini dört açıp ölülere doğru gitmiş ve bağırmış kendi gözlerine: "Haydi kör olasılar.. Alın doya doya seyredin bu güzel manzarayı!"
''Yaşayacak pek az zamanın kaldı. Bir dağdaymışsın gibi yaşa kalanını. Orada ya da burada yaşamanın hiçbir farkı yok. Yaşadığımız her yer dünya kentindedir. Varsın insanlar gelip doğaya uygun yaşayan gerçek insanı görsünler, incelesinler. Eğer ona dayanamazlarsa varsın öldürsünler. Zira ölüm, onlar gibi yaşamaktan çok daha iyidir.''
''Eğitimli ve alçakgönüllü biri, her şeyi veren ve her şeyi alan doğaya, ''Dilediğini ver, dilediğini al,'' der. Fakat meydan okurcasına değil, doğaya itaatkâr ve sade bir bağlılıkta söyler.''