Gogol’ün *“Ölü Canlar”*ı, hem güldüren hem de insanın içine hafif bir sızı bırakan bir roman. Merkezdeki Çiçikov, çocukluğundan itibaren “paranı koru, güçlü olana yaran” düşüncesiyle büyüdüğü için hayatı sadece kazanç üzerinden gören biri hâline gelmiş. Ölü köylülerin adlarını toplama fikri ilk başta tuhaf gelse de, aslında dönemin toplum düzeninin nasıl çarpıklaştığını çok iyi gösteriyor.
Romandaki toprak sahipleri de oldukça renkli: Manilov’un yapmacık tatlılığı, Koroboçka’nın bitmeyen şüpheleri, Nozdryov’un yalanları, Sobakeviç’in kabalığı ve Plyuşkin’in insanı şaşırtan derecede cimriliği. Hepsi bir yanıyla komik, ama bir yanıyla da acı gerçekleri yansıtıyor.
Gogol’ün köylüleri “yaşayan ruhlar” olarak anlatması ise bence eserin en güzel tarafı. Hem insanı düşündürüyor hem de hayatın gerçek değerinin nerede olduğunu hatırlatıyor.