"aklım aynadaki silik görüntüme takılıp kalmıştı. şu an öyle gözüküyorum sanki. sokaktaki insan sürüsünün beni fark etmeyeceği kadar silikleşmiş, neredeyse yok olmuştum."
kitapçıda kitaplara bakarken isminin dikkatimi çekmesiyle alıp arkasını okuyunca direkt satın aldığım bu kitabı nasıl başlayıp nasıl bitirdiğimi anlayamadım bile. bir anda kurgunun içinde buldum kendimi. bilinç akışının üslup bakımından yazılış şekli şahsi olarak çok hoşuma gitti. bir insanın kafasında dönen şeylerin anlamsız sırasını (sırasızlığını) ve saçmalığını güzel yansıtmıştı. kitabı sonuna kadar merakla okudum fakat sonunda biraz hayal kırıklığı yaşadım çünkü kurgusuna nazaran düşük bitti kitap. bir havada kalmışlık ve basitlik vardı açıkcası. bu tür bir kurguya daha farklı bir son bekliyordum sanırım. fakat genel hatlarıyla hoşuma giden bir kitap oldu.
kafamı dağıtmak için okumaya başlayıp kendimi zorlaya zorlaya bitirebildiğim bir kitaptı kendisi. kitabın arkasını okuyunca "vay, büyülü, gizemli bir polisiye sanırım." falan diyorsunuz fakat alakası yok. 2 sayfada anlatılabilecek şeyi 400 küsür sayfada anlatmış yazar resmen. gereksiz ayrıntılarla dolu, yer yer mantık hatalarının bulunduğu, sonu ise saçmalığın daniskası olan bir kitap kısacası. kitabın sonundan bahsetmek istemiyorum bile zaten. sonuna gelene kadar da kitabı okuduğum her saniyem "ya bu olaylar ne zaman başlayacak?" şeklinde geçti. başlamıyor.