Şimdi içime hakikatler doluyor. İnsan nerededir? En dolu, en gergin, en tam halinde insan, yalnız ölüm karşısındadır. Çok iyi anlıyorum bunu şimdi. Bunun için hastalanmaya da, ihtiyarlamaya da lüzum yok: Doğmak kâfi. Dünyaya geldiğimiz andan itibaren bir tek davamızın hükmü var: Ölüme karşı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
-Yani bu kadar ümitsizse ben nasıl ümit verebilirim? Hem size söylüyorum: Onun bütün kederleri benden gelmiyor ki. Ben bahaneyim âdeta.
Orhan bu sözdeki fikri daha evvelce aşk meselelerine tatbik ederek çok düşünmüştü: Sevmek, belki de bir tek ihtirasın lehine bütün diğerlerini bastırmak değildi; bilâkis aşk, sevilen şeyin içine bütün diğer ihtiraslarımızı doldurmağa benziyordu; bir insanın şahsında bütün ümitlerimizi, iştiyaklarımızı seviyoruz. Hayatımızın müspet ve menfi hâdiselerinden gelen bütün hazlarımız ve kederlerimiz bu aşkın bahanesi içine sıkışarak büyüyor; aşkta; bir şey değil, her şeyi istiyoruz, bir şeye değil her şeye kin besliyoruz, ümitlerimiz ve korkularımız gibi bütün heyecanlarımız da bir tek mevzuun içine dolarak bizden karışıklığını gizliyor. Sanıyoruz ki ihtirasımız kendi kendisinden ibarettir; hakikatte bütün ruhumuzu ihtiva eder ve diğer bütün ihtiraslarımızı kendi rengine boyayarak bizi aldatır. Belki ruhun bu vahdete ihtiyacı, kendi girift âlemini tanımak aczindendir, fakat aşk, bu sahte ve sun'î vahdet içinde bizi bir an aldattıktan sonra ruhumuzun daha çıkmaz ve karmakarışık derinliğine bizi atar.
Kederin insanları somnambül (uyurgezer) haline getirdiği büyük ümitsizlik anlarında, yabancıdan gelebilecek tesellilerin hepsi, yaşanan facianın dehşetini daha çok hissettiren yalan merhemlerinden başka ne idi? Yaranın üstüne sürülürken parmağın ilave edeceği acıdan başka ne tesiri olabilirdi?