Mustafa ☆

Size Epictéte'in bir sözü ile cevap vereceğim Hüsnü Bey. Bu zat der ki: "Eğer bir çömlek seviyorsan, çömlek sevdiğini îtiraf et. Günün birinde kırıldığı zaman, ne yapayım bu bir çömlekti, kırılacağını zâten biliyordum, diyebilesin." Eğer siz de ileride eliniz boş ve zevkiniz hançerlenmiş olarak kalmak istemiyorsanız insanda var olan mânâyı arayın... İstediğiniz çömleği seçin; fakat onun kırılmayacağını zannetmek çocukluğunda bulunmayın!
Sayfa 285·Kitabı okudu
Reklam
Mânâ zevki ile alış verişi, herhangi bir meslekle bağdaştırmak müşkül değildir, Hüsnü Bey, dedi. Öyle kuşlar vardır ki, havada uçarken avını yakalar. Bunlar nafakalarını başka bir işle meşgulken topladıkları gibi, hayatın îcapları ile haşır neşir olmuş nice kimselerin de, bu meşgaleleri arasında mânevî gıdalarını ele getirmelerine şaşmamalıdır.
Sayfa 280·Kitabı okudu
Kendisiyle anlaşamamış, mânâsını bulup onunla bağdaşamamış kimseler, mecbûri bir sürüklenişle şaşkın ve şuursuz, hayat selinin içinde kaybolup gitmekteler. Sırasında tabiatın büyük kuvvetlerine hükmeden insan, kendi zaaflarına söz geçirmekten âciz. Yükseldiği hiçbir zirve, ona, kendini bilmek zevkinin halâvetini* bahşedemiyor. Her şeyi yapan insan, bu noktaya gelince müflis** ve bîçâredir işte. *Hoşluk, tatlılık. **İflâs eden.
Sayfa 170·Kitabı okudu
..Meğerse insan kendine en yakın olan şeye, en uzakmış ve en uzak zannettiği şey de en yakınında, canında, mânâsında imiş, mânâ imiş! Kerim Bey, içinden çıkamadığım hilkat muammâsınu şu kısacık cümlelerle izâh etti: Hilkatten maksut insan, insandan maksut da mânâ! Mânâ da ancak, ruh tasfiyesiyle* hâsıl olabilir ki, bunu da ele getirecek olan aşktır!.. dedi. *Pâk ve temiz duruma getirme, getirilme.
Sayfa 161·Kitabı okudu
..Genç kız, bu odanın her tarafını ayrı ayrı sever, otursa incinecek, oturmasa darılacakmış gibi gelir. Sonra bu odanın Boğaz'a öyle hârikulâde bir bakışı vardır ki, insan kendini, hiç kimsenin erişemeyeceği bir yükseklikte, fezâda muallak zanneder. Dağlar, deniz ve Boğaz'ın umûmî görünüşü, bu yüksekliğe nazaran çukur, âdeta çökmüş gibi kalır. Maamâfih o, İrfan Paşa'nın odasına girince, dışarıya, tabiat güzelliklerinin bu emsalsiz görünüşüne pek bakmaz, zirâ odanın husûsiyeti, ona yetip artan bir kıymettedir.
Sayfa 22·Kitabı okudu
Reklam