Tesadüflerin getirdiği derin bir bağ mı daha tehlikeli, yoksa insanın bilerek sevmeyi seçmesi mi?
Sadece düşünün. Herhangi bir gün. Saatin, havanın, o anın hiçbir önemi yok. Her zamanki yerdesiniz. Hep gittiğiniz, her köşesini bildiğiniz bir yer. Ama o gün küçük bir fark var: Daha önce hiç fark etmediğiniz biri.
Zaman geçiyor. O kişi sürekli karşınıza çıkıyor. Aynı sokak, aynı durak, aynı kalabalık… ama o hep orada. Beyniniz sizinle oyun oynuyor sanki. “Onu zaten görüyordun, sadece yeni fark ettin” diye fısıldıyor. Ama içinizde bir şey bunun daha farklı olduğunu söylüyor. Ve gün geçtikçe, o yabancı tanıdık olmaya başlıyor. Yürüyüşünü biliyorsunuz mesela, fark etmeden. Gülüşünü tahmin edebiliyorsunuz. Sanki daha önce yaşamışsınız bu anları.
Sonra bir gün, biri cesaret ediyor:
“Biz daha önce tanıştık mı?”
Cevap hayır. Aslında hiç tanışmadınız. Ama o an… sesi ilk kez duyduğunuzda, yanınızda durduğunda, kokusunu hissettiğinizde… neden bu kadar tanıdık geliyor? Çünkü bazen insan, tanımadan da sever. Öğrenmeden de bilir.
Ve oradan bir hikâye başlar. Gün geçtikçe büyür, derinleşir. Sonu da güzel biter belki. Mutlu son.
Ama aynı hikâyeyi tekrar düşünün. Aynı yerler, aynı karşılaşmalar, aynı bakışlar. Tek bir farkla: O tesadüf sandığınız her şey aslında planlanmış.
O kişi sizi uzaktan izlemiş. Nereye gittiğinizi öğrenmiş. Karşınıza çıkmak için yollar çizmiş. Siz “kader” derken, o adım adım yaklaşmış.
Seviyor mu? Evet, belki gerçekten seviyor. Hem de çok saf bir şekilde.
Ama yine de bu sizi korkutmaz mıydı?
Bir an durup şunu düşünmez miydiniz:
“Ben onu mu sevdim, yoksa bana gösterilen bir düzeneği mi?”
Belki bir süre dışarı çıkarken bile tedirgin hissedersiniz. Belki hiçbir şey olmamış gibi devam edersiniz. Ama içinizde küçük bir şüphe hep kalır.
Çünkü bazı bağlar kalbi yorar,