Kitabın kapağını görüp bir de okumaya başladığımda doğrudan kitapta bahsedilen şehrin Ağrı olduğunu düşündüm. Öyle ki küçük doğuda bir şehir. Herşeyin yavaş aktığı, dağlar ve karlarla bezeli. İnsanının sıkkın,bezgin, sakin ama patlamaya hazır bir öfke barındırdığı..Öncelikle çok kasvetli ve zor bir kitap okumaya hazır olun okuyacaksınız. Çünkü kitapta bolca intihar, cinayet, linç kültürü işlenmiş,bolca ölüm var.. Roman baş kişisi Mürşit son derece nihilist, devamlı varoluşsal sancılar çeken karamsar kasvetli bir adam. Kitaba bir çaresizlik, bezginlik, makus kader havası hakim. Mürşit'in tek yakın arkadaşı İstanbul'dan maden(altın) aramaya gelen Madenci(Uzay). Mürşit'in oğlu Özgür de babası gibi hayatından hiç memnun olmayanlardan, deden kalma ekmek teknesi Oteli yaşanır hale getirmek istiyor. Kitapta Maraş Katliamından bahsedilerek linç kültürünün altı iyice çizilmiş. Sosyal psikolojide bahsedildiği gibi, kişi kendi olmaktan bir süreliğine çıkarak etrafındakilerle tek parça olup galeyana gelebiliyor. Son derece ağır ilerlese de kitabı başarılı buldum, insan ve toplum psikolojisi güzel işlenmiş.
alıntı
“Çünkü yakın diye bir şey yok. Yakınlık ya da her ne ise insanları bir arada tutan şey, kelimelerle, hareketlerle, öğrenilmiş duygularla imal edilmiş, zayıf bir bağ, hiç beklenmedik bir anda kopuyor”
“Burada dünya ağrısını dindirecek bir yer var mı? Dünyada dünya ağrısını dindirecek bir yer var mı? Yok. Dünyanın kendisi ağrı.....”
“Sevginin taşlaştığı yerde öfke kolay köpürüyor.”
“Buralarda kadınlar çabuk yaşlanıyor, yükleri çok ağır..”
“Hikâyeler insanı kendi kuyusundan çıkarır, başkalarının kuyularına atar,” dedi. Madenci “Başkalarının kuyuları daha mı iyi?" diye sordu. "İyi diye bir şey yok. Ama insan kendi hikâyesini bilir, kendi hikâyesinden