Book Heaven

Puan vermedi·312 syf.·
2023 11. kitabı
Nermin Yıldırımın Ev kitabını okumuş ve çok sevmiştim. Unutma dersleri için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Okuduğum çoğu yorumda da kitabın diğer kitapları kadar zevkli okunmadığı, akmadığını yazmışlar. Bu kitapta unutulmaya çalışılan bir yasak aşk esprili dille anlatılmış. Ama duygu kısmı biraz yüzeysel kalmış gibi geldi bana. Sanırım yirmili otuzlu yaşlar sanatçılar için aşkı yazmanın en güzel çağları..müzisyenleri düşünün en etkileyici gönül şarkıları gençlik çağlarına ait, sonrasında aynı duygular aynı tat aynı yaratıcılık olmuyor eserlerinde.. ama falan yazar sekseninde şunu yazmış diyebilirsiniz. doğrudur da. Yine de Nermin Yıldırımın tarzını dilini seviyorum okurum derseniz tavsiyemdir. alıntı “Bilirsiniz, aptallığın ilk şartı, öyle olmadığınıza inanmanızdır.” S.26 “Yadırgadığın her şeyi yaşayabilir, yargıladığın herkese dönüşebilirdin.”s258 “Rüya sanmıştım; gerçekmiş. Gerçek sandıklarım da rüya.” S.287 “Sevgilim, tek başıma seni özlemek çok zor. Hiç değilse sen de beni özleyerek el veremez misin? İşin doğrusu, bir an evvel unutmak istiyorum. Olmuyor. Bazen aniden o sırada seni düşünmediğimi fark edip seviniyorum. Sonra, yani bunu düşünürken, yine seni düşünmeye başlıyorum. Seni düşünmek hastalığı, gizli bir yemin gibi, içimde bir yerlerde durmadan kendini tekrar ediyor. Ne ağır yeminmiş, bozamıyorum. Her gün yanlışlıkla seni aramak istiyorum. Her gün yolda tesadüfen sana rastlamak. Arayamıyorum, rastlayamıyorum, bile isteye gelip kapını da çalamıyorum. Susarak gururumu kurtarmanın peşindeyim sevgilim. Oysa gurur beni kurtarmıyor; lime lime oldu kalbim, iplik iplik dökülüyorum. Bazen, ya ölürsek diye düşünüp çok korkuyorum. Sahiden, ya birimizden biri ölürse aniden? Seni en son o dalgaların önünde, binip gidemediğimiz bir vapurun hayalinde görmüş olma fikri beni
Unutma DersleriNermin Yıldırım · Doğan Kitap · 20195,5bin okunma
Reklam
Puan vermedi·238 syf.·
2023 10. kitabı
İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası çokça rastladığım, işin doğrusu tarihi bir roman olarak düşündüğüm bir kitaptı. Üçyüz yıl öncesinin İstanbul’unda geçen roman, felsefi fantastik tarzda yazılmış, postmodern bir edebiyat eseri. Üsluba, kullandığı tekniklere diyeceğim yok. Gerçekten de çok yetenekli bir yazar ve zekice yazılmış. Sabırlıysanız okumanızı tavsiye ederim.. “Ey kör! Aç gözünü de düşlerden uyan. Simurg'u göremesen de bari küçük bir serçeyi gör. Kaf dağına varamasan bile hiç olmazsa evinden çıkıp kırlara açıl; böcekleri, kuşları, çiçekleri ve tepeleri seyret. Bırak dünyanın haritasını yapmayı! Daha hayattayken bir taşı bir taşın üstüne koy. Gülleri ve bülbülleri göremeyip gün boyu evinde oturan adam dünyanın kendisini hiç görebilir mi?” s.21 "Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti.. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı... " (s.90) “Uzun İhsan Efendi, Dünya’nın şahidi olmanın gerçek bir ibadet olduğunu sık sık söylerdi. Her insan şu ya da bu şekilde dünyayı okumalıydı. Kur’an-ın kendisi peygamberin dünyayı nasıl okuduğuna bir örnekti ve onun ardında giden herkes, dünyayı onun gibi okuyup şahadetlerini yazmalı ve bunları başkalarına aktarmalıydı… Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu dünyanın şahidi olmaktı... ” (s.91) "Ben bu dünyaya bilmek için geldim. Benim için kutsal bir şey varsa o da bilgidir." (s. 122) “Her şey ben ve benim düşüncelerimden ibaret olsa da bu dünyada yaşamak zevkli bir şey” diyordu, “Sen! Oğlum! Sen benim zihnimde bir düş, bir düşüncesin. Bana şu anda dokunuyorsun. Ama ben sana dokunamıyorum. Çünkü düşlere dokunmak mümkün olabilir mi ?” (s.127) “Öyleyse, gerçek olan biri beni düşlüyor. O
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,8bin okunma
10/10
·152 syf.·
2023 9. kitabı
Jean Louis Fournier'nın şiirsel anlatımıyla bu kez annesini okuyoruz.. Özellikle gençlik döneminden, zevklerinden bahsederken annesinin arkadaşlarından ve akrabalarından yararlanışı beni çok duygulandırdı. Çünkü gerçek manada annesini merak etmiş ve onu anlamaya çalışmış. yakınlarımızın üzerine adaletli bir şekilde mercek tutmak zordur. Fournier, her ne kadar olumsuzluklardan sözgelimi babasının alkol bağımlılığından bahsetse de onun doktorluğu ve iyi biri oluşuyla övünüyor. Her şekilde ailesiyle gurur duyuyor. Annesini edebiyat öğretmenliğiyle, sanatsal zevkleri oluşuyla yüceltiyor. Cefakarlığından bahsederken dünyadaki tüm eş ve anne olan kadınları düşündüm: hangisi cefakar değil ki.. Sözü uzatmadan birkaç alıntı paylaşayım.. alıntı “Benim için bir çocuğun başına gelebilecek en kötü şey, annesini kaybetmekti.” “Kendisini yücelttiğim için beni suçlamayacak mı? Satır aralarım okumayı bilecek, bu kitabın bir ilanı aşk olduğunu, öğretmenimizin Anneler Günü için dikte ettiği övgü sözleri hariç, onu sevdiğimi asla söylemeyen benim hatami telafi ettiğimi anlayabilecek mi? Bunları onu yeniden yaşatmak için yazdığımı anlayabilecek mi? Çünkü onu özlediğimi.” “Hayatımın en büyük şansı olduğundan haberi yoktu. Bunu ona söylemeye cesaret edemedim, o bana hislerimi bastırmayı öğretmişti.” “Hiçbir zaman başrolde olmamıştı, neden bir kitabın başlığı olsundu ki?” “Annemi düşünüyorum, onun uzun kış gecelerini, upuzun yalnızlık yıllarını. Gençliğin dağdağası içinde böyle bir şeyin varlığı bilinmiyor, insan çok daha sonra anlıyor. Şimdi yalnızlık kelimesinin ne anlama geldiğini biliyorum.” “Başkalarını dinlerdi, başkalarıyla ilgilenirdi, özellikle de derdi olanlarla. İnsanlar onun omuzunda ağlayarak teselli bulabiliyorlardı. … öyle zor bir hayat olmuştu ki, başkalarını anlayabiliyordu.
Kuzeyli AnnemJean-Louis Fournier · Yapı Kredi Yayınları · 20252,755 okunma