Çok iyi, iyinin düşmanıdır derler. Orhan Pamuk’un kalemi de diğer yazarların (en azından benim için). Tek siyasi romanım dediği Kar, gerçekten de 90’ların sonu ve 2000’lerin başındaki siyasi ortamı çok güzel özetleyen bir roman. Pamuk, ne İsa’ya ne Musa’ya hiçbir zaman yaranamadığını kitabın sonundaki röportajında ifade ediyor. Yazdıklarıyla, o dönemin ne modernistine, ne İslami kesimine; ne Kürt’e ne Türk milliyetçisine yaranamamış. Çünkü tarafsızca insani olarak her kesimdeki olumlu olumsuz nitelikleri de, kör göze parmak olmadan, naifçe dile getirmiş.
Biliyorsunuz roman Kars’ta geçiyor. Yazarın kalemiyle kar yağışının mistik, muazzam bir tablo çizişini okumak son derece hoş ve bu tablonun başkahramanda oluşturduğu inanç duygusunun aynını –enteresandır ki-ben de doğu görevim esnasında birebir hissetmiştim.
Alıntı
“Kar onda hayatın güzelliği ve kısalığı duygusunu uyandırıyor, bütün düşmanlıklara rağmen aslında insanların birbirine benzediğini, âlemin ve zamanın geniş, insanın dünyasının dar olduğunu hissettiriyordu. Bu yüzden kar yağınca insanlar birbirine sokuluyorlardı. Kar sanki düşmanlıkların, hırsların, öfkelerin üstüne yağarak onları birbirine yaklaştırıyordu.” S.105
“Bu dünyada ne yapıyorum, diye düşündü. Kar taneleri uzaktan ne kadar zavallı gözüküyor, ne kadar zavallı benim hayatım. İnsan yaşıyor, yıpranıyor, yok oluyor. Bir yandan yok olduğunu, bir yandan var olduğunu düşündü: Kendisini seviyordu, bir kar tanesi gibi hayatının aldığı yolu sevgi ve kederle izliyordu.”s92
“Tek tek yoksullara belki acınır ama bir millet fakir olunca bütün dünya hemen o milletin aptal, kafasız olduğunu, tembel pis ve beceriksiz bir millet olduğunu düşünür ilk. Onlara acınacağına, gülünür. Kültürleri, töreleri, adetleri gülünç bulunur. Daha sonra bazan bu düşüncelerinden