Book Heaven

Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·80 syf.·
2022 33. kitabı
Merhaba Yıllar önce edebiyat öğretmeni bir arkadaşım Cengiz Aytmatov ile aynı ırktan olmaktan gurur duyuyorum demişti. Toprak Ana'yı okuduktan aynı duyguyu hissetmedim dersem yalan olur. Aytmatov çok büyük bir edebiyatçı, şayet diğer eserlerini de okuduysanız karakter yaratmadaki ustalığını bilirsiniz. Günümüz yazarlarını okuduktan kısa süre sonra konuyu da kişileri de kısa sürede unutursunuz. Aytmatov hem Cemile'de hem diğer tüm yapıtlarında öyle capcanlı ve sizi derinden etkileyen karakterler, duygular ortaya koyuyor ki etkilenmemek mümkün değil. Cemile birçok okuyucu gibi bana da daha uzun olmalı, öykü değil de roman olurdu dedirten bir yapıtı Aytmatov 'un. Louis Aragon, Cemile' nin okuduğu en güzel aşk öyküsü olduğunu söylese de o ne de olsa Fransız desem ters kaçacak. Onbeş yaşındaki Seyit'in gözünden yansıyan bir aşkı okumak güzel belki de.. Çok fazla bahsedersem öykünün tadı kaçar.. Elbette ki okunacak listenizde olmalı.. Mutlu, kitaplı günler dilerim Alıntı “Gecenin büyüleyici bir güzelliği vardı. Hani, pırıl pırıl yıldızların çok uzakta durdukları halde hemen yakındaymış gibi gözüktükleri o ağustos geceleri var ya, o gecelerden biriydi işte.” “Büyülü sesini dinlerdik rüzgarın; hışırdayan yapraklar, mavimsi sislerin ötesindeki esrarengiz ülkeleri anlatırdı bize...” “Ne güzeldi; yüzü bir esin, bir tutku kaynağıydı! ... Bir esin kaynağı mıdır aşk? Şairlerin, ressamların yabancısı olmadığı bir esin kaynağı mıdır?” “O bilinmeyen insan fidanların köklerini toprağa yerleştirirken ne hayaller kurmuş kim, onlara ne umutlarla bakmış, boy atmalarını hangi duygularla gözlemiş...” “Yalnız şunu bilmelisin ki, mutluluk ancak namus ve haysiyetini koruduğun sürece vardır.” “Hem konuşmaya ne gerek vardı? İnsan her şeyi anlatamaz, zaten kelimeler de her şeyi
CemileCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 201944,6bin okunma
Puan vermedi·272 syf.·
2022 32. kitabı
Merhaba Arkadaşlar, Uzun zamandır edebi eserler dışında hiç akademik bir çalışma paylaşmadığımı farkettim. Özellikle son iki yıldır, pandemiyle beraber çok fazla kayıp, hastalık ve acılar yaşadık. Hepimiz çok farklı şekillerde etkilendik. `Her eve gelin girmeyebilir ama ölüm kesinlikle girer` anlamında kullanılan bir atasözümüz var: Gelin girmedik ev olur, ölüm girmedik ev olmaz. Ölümün yüzü her ne kadar soğuk olsa da yaşamın doğal bir döngüsü ve hepimiz kaçınılmaz olarak bir yakın kaybıyla karşılaştık ya da karşılaşacağız. Çoğu zaman bu tür kitaplar, bizimle aynı acıları paylaşmış insanların duygularını okumak, bizi sağaltır,ilaç gibi gelir. ABD Ulusal Yaşlılık Enstitü'sünden ödüllü Ebeveynin Ölümü kitabı, yalnızca ruh sağlığı çalışanları için değil kayıp yaşamış ve yas sürecinde olan tüm bireyler için bibliyoterapi niteliğinde oldukça önemli bir kitap. Ebeveyn kaybının; diğer ölümlerden- eşimizi, çocuğumuzu, arkadaşımızı, herhangi bir yakınımızı kaybetmekten- farklı yansımaları var bize. Kitap bunu ele alıyor ve oldukça önemli. Kitaptaki bazı çıkarımlardan hızlıca bahsetmek istiyorum: Ebeveyn-çocuk ilişkisi, ebeveynin ölümünden sonra da süren en güçlü bağlardan biri, hatta en önemlisi. Kaç yaşında olursak olalım , ebeveyn kaybıyla yeni bir yetişkin kimliğe geçiş yaşıyoruz. Ebeveyn kaybına verilen duygusal tepkinin kökeni erken çocukluktaki ebeveynden ayrılma, onun tarafından terkedilme korkusuna dayanıyor. Ölümle beraber bu korku sembolik olarak sonunda gerçeğe dönüşmüş oluyor. Şayet ölen ebeveynle sevgi dolu, anlamlı bir ilişki kurulabildiyse, kişinin yas süreci kısmen daha sancısız oluyor. Ancak alkol bağımlısı,ruhsal sorunlar yaşayan bir ebeveynle sürekli istismara maruz kalmış bir kişi ebeveyni öldükten sonra bile hala "alacaklı" durumunda ve acı çekiyor.
Ebeveynin ÖlümüDebra Umberson · İletişim Yayınları · 201176 okunma
Puan vermedi·200 syf.·
2022 31. kitabı
"Geçmişe gidebilseydiniz ama yalnızca kahveniz soğuyana kadar orada kalabilseydiniz ne yapardınız?" Merhaba kitap dostlarım.. Çok fazla film izlediğinizde bir gün önce ne izlediğinizi unutabiliyorsunuz. Malum pandemi dönemi izlemediğimiz film kalmadı. Aynı durum bende kitaplarda da olmaya başladı, arka arkaya çok fazla kitap okuduysanız çok da güçlü eserler değilse, sabun köpüğü gibi uçup gitmeye başlıyorlar. Ben de biraz değişiklik yapmak adına, Türk ve batı edebiyatına alternatif olarak son günlerde İskandinav ve şimdi de uzakdoğu edebiyatına merak saldım. Fantastik tarzda yazılmış bu kitap başlangıçta bir tiyatro eseri olarak kaleme alınmış. Tokyo'nun arka sokaklarından birinde asırlık küçük bir kafe, bazı kurallara uymak şartıyla müşterisine zamanda yolculuk fırsatı sunuyor. Son derece güzel kurgulanmış bu kitabı sıkılmadan, yorulmadan okuyabilirsiniz.  Kitap, birbiriyle bütünleşen dört grup insanın hikayesinden oluşuyor. Bu insan öyküleri uzakdoğuya özgü aşırı duygusallık içeriyor. Bu kitapta da, hikayelerin birinde, okuduğum bir önceki kitaptaki gibi bir alzheimer hastası  vardı, sanırım uzakdoğulular uzun ömürlü oldukları için eserlerine bu hastalığı epeyce yansıtıyor. Bir de malum uzakdoğu erkekleri oldukça dominant (maço demek kaba geldi nedense) bunu hafif de olsa bu kitapta da hissettim. Hoş ve insanın içini ısıtan bir kitap, her yaş grubundan insana hitap ediyor, özellikle gençlere gönül rahatlığıyla önerebilirsiniz.
Kahve Soğumadan ÖnceToshikazu Kawaguchi · Epsilon Yayınevi · 202110bin okunma