Book Heaven

“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Puan vermedi·186 syf.·
2025 14. kitabı
Öncelikle bir erkek yazar tarafından feminist bakış açısıyla yazılmış oluşu, Andre Gide’ın çağını aşan bir yazar olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Kitapta geçen zaman diliminin esas olarak 1894-1936 yılları arası olduğunu belirteyim. Yer Fransa. Kitaptaki kişiler burjuva, üst sosyoekonomik sınıftan. O dönemde kadının yok sayıldığı, erkek egemen, kadının görevinin sadece çocuk doğurup evin işleri yapmak sayıldığı, kadının kendine vakit ayıramadığı bir dönem ki maalesef bu durum geçmişten günümüze hala etkisini sürdürüyor. Kitabın ilk bölümünde bir kadının güncesini okuyoruz: başlangıçta kadın, aşkının da etkisiyle, tüm benliğini kocasına adamış, onun mutluluğu, onun başarısını kendinin bile önünde tutmuşken; yirmi yıllık bir zaman dilimi içinde kadın okuyup kendini geliştirdikçe kocasının o kadar abarttığı kadar olmadığını farkettiği anlaşılıyor. İkinci bölümde koca, karısına karşı kendini savunuyor. Ve aslında kitabın en çarpıcı bölümü olan son bölümde, kızlarının anne babasının ilişkilerine ve genelde kadın erkek ilişkilerine bakışını okuyoruz. Kimi zaman dinin (Hristiyan-Katolik) bile desteğine ihtiyaç duyan toplumsal baskı karşısında kadının, özgürlüğe ancak iyi eğitim ve ekonomik özgürlükle ulaşacağını belirten Andre Gide’ı okumanızı tavsiye ediyorum. Kitabın bugün bile bakışımıza ışık tutacağını belirtmek isterim. Alıntılar “Benim mutluluğuma ermemiş birçok kadının yaşama katılma hakkından yoksun bırakıldığını, yeryüzünde bulunmasını, içindeki erdem ve yetenekleri değerlendirmesinin az çok bir beyefendinin keyfine bağlı olduğunu düşünüyorum da sinirleniyorum.” “Kadınların genelde düşünülenlerden, kendilerinin de bildiklerinden çok daha fazla ve çok daha başka şeyler yapabileceklerine inanıyorum. Şimdiye kadar değerlerini gösterebilme olanağı vermediler onlara.
Kadınlar OkuluAndré Gide · Sel Yayıncılık · 20231,482 okunma
Puan vermedi·152 syf.·
2025 13. kitabı
Ödüllü Alman yazar Judith Hermann tarafından yazılmış bu kitap; son derece yalın, sade bir üslupta, bir çırpıda okuyabileceğiniz nitelikte. Ancak aslında bu yalınlığın arkasında okurken derin duygu ve düşüncelere dalıyorsunuz. Aile, bağlar, bağ kurma/kuramama, kök salma/salamama gibi günümüz modern dünya sorunları ustaca ele alınıyor. Kitapta eşinden boşanmış bir kadının Kuzey Denizi kıyısında bir kasabada hayata yeniden kök salmaya çalışması anlatılıyor. Yazar bize kahramanımızı yine onun gözünden geçmiş ve şimdiye referans atarak tanıtıyor. Eski eşi, kızı, ağabeyi, komşusu gibi sınırlı sayıda kişi anlatılıyor. Bu kişilerin hemen hepsi iyi bir aileye sahip olamamış, kök salamamış, yalnız kişiler. Evler, odalar hep minimalist şekilde az eşya ile dekore edilmiş. Yazar, gündelik olayları sıkmadan aksine merak uyandıracak şekilde veriyor. Severek okuduğum bu kitabı sizlere de tavsiye ediyorum. Alıntılar “Bazı insanların kökleri vardır, bazılarının yoktur.” “Kadim ve sıkıcı, dünyanın en eski hikâyesi. Kadınlar. Köleleştirilmiş, işkence görmüş özgürlüğü elinden alınmış, istismara uğramış kadınlar.” “Var olan tek şey şuan yaşadığın deneyimdir, buna yönelik her açıklama uydurulmuş bir açıklamadır ve ancak sen dile getirdiğinde var olur dedim. İçinizden sizi siz yapan bir kütüphane, görüntülerden ve anılardan oluşan bir koleksiyon olduğunu düşünüyorsunuz. Neyi sevip neyi sevmediğinizi belirleyen nedenler olduğunu. Oysa bu kütüphane hayal ürünü.” “Kendime korkunun hemen hemen her şey gibi geçeceğini, değişeceğini söylemek istiyorum.” “Bir zamanlar sahip olduğum her şeye delice bir özlem duyuyorum.” “-hiç kimsenin efendisi, hiç kimsenin kölesi değil.”
YuvaJudith Hermann · Sia Yayınları · 20231,288 okunma
Puan vermedi·120 syf.·
2025 12. kitabı
Sándor Márai’nin Mumlar Sonuna Kadar Yanar adlı eseri okunmaya değer eserlerden oldu benim için. Güçlü bir dil, tasvir gücü, güçlü anekdotlar, güçlü bir edebi zevk bırakan bir kitap. General Henrik’in kırk bir yıl sonra buluştuğu çocukluk ve gençlik dostu Konrád ile yaptığı vicdan muhasebesi kitabımızın konusunu oluşturuyor. Generalin tam kırk bir yıl içinde tuttuğu sır neydi? Bu kitapta tam da bunu okuyorsunuz. Dostluk,arkadaşlık,sınıf farkı,aşk,sadakat,ihanet gibi kavramları tekrar sorgulatıyor Sándor Márai. Alıntılar “İnsan önemli soruları sonunda daima bütün hayatıyla cevaplar.” “İnsan hayatta her şeye erişebilir, dünyadaki ve etrafındaki her şeyi yere yıkabilir, hayat insana her şeyi verebilir, insan hayattan her şeyi alabilir ama başka bir insanın zevklerini, eğilimlerini, ritmini değiştiremez; ona yakın, onun için önemli biri olsa da karşısındakini bütünüyle karakterize eden başka türlülüğünü değiştiremez.” "İnsan katlanmak zorundadır ve işin bütün sırrı budur. Kendi karakterine, kendi tabiatına katlanmak zorundadır; çünkü ne tecrübe ne de kendi eksikliklerine, şahsi menfaatlerine ve açgözlülüğüne dair içgörü bir şey değiştirir. Arzularımızın dünyada tam bir yankısı olmayışına katlanmak zorundayız. Sevdiklerimizin bizi sevmemesine ya da umduğumuz gibi sevmemesine katlanmak zorundayız. İnsan ihanete, sadakatsizliğe katlanmak zorunda; ve son olarak, ki bu bütün görevlerin en zoru, birisinin karakter ya da zekâ yönünden kendisinden üstün olmasına da katlanmak zorunda." “Sadakat korkunç bir bencillik ve aynı zamanda insan hayatındaki çoğu menfaat gibi kibirli bir şey değil mi? Sadakat beklerken, ötekinin mutluluğunu istiyor muyuz? Ve o, sadakatin incelikli hapishanesinde mutlu olamıyorsa, yine de ondan sadakat beklerken onu gerçekten sevdiğimizi söyleyebilir
Mumlar Sonuna Kadar YanarSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20246,5bin okunma