Zulfü Livaneli’nin yine bir solukta okuduğum eseri.
Katolik Alman olan Max ve Yahudi Nadia’nın Nazi Almanya’sı döneminde yaşanan aşk hikayesini anlatıyor.Tabi bu kadarla sınırlı değil.3 kadının ve daha çok Maya’nın , birçok ülkenin tarihindeki kara leke olan ırkçılık nedeniyle yaşadıkları katliam,ayrımcılık , haksızlıklar anlatılıyor.Bu konular oldukça ayrıntılı işlenirken “bu kadar da olamaz” diyip yüreğinizin sıkıştığı bölümler fazlasıyla var.Kitapta ele alınan Mavi Alay, Struma Gemisi,6-7 Eylül olayları, Ermeni Tehciri gibi konuları
daha sonra araştırmak üzere not aldım.
Kitapta başından sonuna kadar ince ince işlenen önyargı hastalığı ne yazık ki hepimizde olduğundan ,kitabı bitirip rafa kaldırmadan önyargılarımız üzerine uzun uzun düşünme fırsatı sunuyor.
Nice önyargılarımızın daha yıkılması dileğiyle..
“Dünya güzeldi, içim de güzel olsun istedim. İçimde bir suçluluk, hatta kötülük yokmuş gibi yaparsam, yavaş yavaş kötülüğü unuturdum. Böylece hiçbir şey olmamış gibi yapmaya başladım. Hiçbir şey olmamış gibi yaparsanız ve gerçekten de hiçbir şey olmuyorsa, hiçbir şey olmaz sonunda.”
Beyhan Budak’ın Podcast’lerini ,YouTube videolarını yakından takip eden biri olarak beğendiğimi söyleyebilirim.Kişisel gelişim kitaplarını içi boş vaatte bulunduklarını düşündüğümden
dolayı sevmem genel olarak yalnız bu kitap size saçmasapan vaatlerde bulunmayıp kendisinin de belirttiği gibi hayat yolculuğunda bildiğimiz ama arada unuttuğumuz, göz ardı ettiğimiz olguları karşılıklı sohbet edasında aktarıyor , sevdim