"Kendi yalnızlığına ortak olsun diye gece açan çiçekleri sevdi hep . Kim bilir belki de kendine benzetiyordu o çiçekleri"
Merhaba,
Kendisiyle daha yeni tanıştığım Tarık Tufan’ın son kitabı Gece Açan Çiçekler'in incelemesiyle geldim. Gece Açan Çiçekler, yazarın okuduğum ikinci kitabı. Her okuduğum kitabıyla favori yazarlarımdan biri olma yolunda ilerliyor. Yazarın kalemi gerçekten çok akıcı; bölümlerin sonunda merak uyandıran cümleler veya sorularla bitirmesi, kitabı hem akılda kalıcı hem de sürükleyici kılıyor bence.
Akıcı, ama bir o kadar da düşündüren bir yazar kendisi. Bazı şeyleri anlamak için sadece okumak yetmiyor; oturup uzun uzun düşünmek de gerekiyor. Bu da kitabı okuyan kişi için özel kılıyor.
Bu kadar övgüden sonra artık kitabın konusuna geçebilirim. Spoiler vermemeye çalışacağım.
Kitabımız, İstanbul’da güneşin batıdan doğması ve büyük bir yangınla başlıyor. Benzer bir yangın, Osmanlı zamanında da olmuştur; ana karakterlerden biri olan Derviş Ali’nin yaşadığı Osmanlı döneminde. Kitapta yangınlar, insanın kendine yarattığı cehennemin bir temsili olarak kullanılıyor.
Bu kitap, ayrı ama birbirine bağlı iki hikâyeden oluşuyor: Derviş Ali’nin ve Halide’nin hikâyesi. Öncelikle Halide’nin hikâyesinden kısaca bahsedeyim: Halide, doğup büyüdüğü ve “uğursuz” diye anılan bir konakta adeta hapsolmuştur. Bu konaktan kurtulmak için tek umudu, kardeşlerinin bu eve gelip tüm sırları ve korkularıyla yüzleşmesidir.
Kardeşleri ise bu uğursuz konağı satmak için orada buluşur ama çıkan yangın nedeniyle konakta kalmak zorunda kalırlar. Artık sırları, korkuları ve kaçmaya çalıştıkları gerçeklerle yüzleşmek zorundadırlar. Küçük ama önemli bir detay vereyim: Gerçeklerle yüzleştikçe dışarıdaki yangın, onların içlerindeki kızgınlıklar ve pişmanlıklar gibi büyür ya da
"Kendi yalnızlığına ortak olsun diye gece açan çiçekleri sevdi hep . Kim bilir belki de kendine benzetiyordu o çiçekleri"
Merhaba,
Kendisiyle daha yeni tanıştığım Tarık Tufan’ın son kitabı Gece Açan Çiçekler'in incelemesiyle geldim. Gece Açan Çiçekler, yazarın okuduğum ikinci kitabı. Her okuduğum kitabıyla favori yazarlarımdan biri olma yolunda ilerliyor. Yazarın kalemi gerçekten çok akıcı; bölümlerin sonunda merak uyandıran cümleler veya sorularla bitirmesi, kitabı hem akılda kalıcı hem de sürükleyici kılıyor bence.
Akıcı, ama bir o kadar da düşündüren bir yazar kendisi. Bazı şeyleri anlamak için sadece okumak yetmiyor; oturup uzun uzun düşünmek de gerekiyor. Bu da kitabı okuyan kişi için özel kılıyor.
Bu kadar övgüden sonra artık kitabın konusuna geçebilirim. Spoiler vermemeye çalışacağım.
Kitabımız, İstanbul’da güneşin batıdan doğması ve büyük bir yangınla başlıyor. Benzer bir yangın, Osmanlı zamanında da olmuştur; ana karakterlerden biri olan Derviş Ali’nin yaşadığı Osmanlı döneminde. Kitapta yangınlar, insanın kendine yarattığı cehennemin bir temsili olarak kullanılıyor.
Bu kitap, ayrı ama birbirine bağlı iki hikâyeden oluşuyor: Derviş Ali’nin ve Halide’nin hikâyesi. Öncelikle Halide’nin hikâyesinden kısaca bahsedeyim: Halide, doğup büyüdüğü ve “uğursuz” diye anılan bir konakta adeta hapsolmuştur. Bu konaktan kurtulmak için tek umudu, kardeşlerinin bu eve gelip tüm sırları ve korkularıyla yüzleşmesidir.
Kardeşleri ise bu uğursuz konağı satmak için orada buluşur ama çıkan yangın nedeniyle konakta kalmak zorunda kalırlar. Artık sırları, korkuları ve kaçmaya çalıştıkları gerçeklerle yüzleşmek zorundadırlar. Küçük ama önemli bir detay vereyim: Gerçeklerle yüzleştikçe dışarıdaki yangın, onların içlerindeki kızgınlıklar ve pişmanlıklar gibi büyür ya da
"Çok mu acı çektiniz Mösyö?"
"Bunu da nereden çıkardınız?"
"Her şeyden, sesinizden, bakışlarınızdan, solgunluğunuzdan, hatta yaşam tarzınızdan" Monte Cristo Kontu (2 Cilt Takım)
Tom Sawyer , senin çocukluğun, afacanlığın, maceraperestliğin bana ilham verdi , beni neşelendirdi.
İyi ki yollarımız kesişti seninle Neşelenmek isteyen herkese senin hikayeni anlatacağım. Tom Sawyer’ın MaceralarıMark Twain