Bir arzuhalci, çınarın altına sandalyesini atmış, önündeki eski püskü daktiloya kağıdını takmış, dertlerini anlatan köylüyü dinliyor. Zavallı adam; köyde kendisine nasıl zulmedildiğini, topraklarının nasıl elinden alındığını kırık dökük anlatıyor. Arzuhalci "Anladım" diyor. "Biraz bekle." Başlıyor daktilonun yıpranmış tuşlarına vurmaya. Yazıyor da yazıyor. Bitirdiğinde köylüye okumaya başlıyor. Zavallı köylünün nasıl perişan edildiğini, çoluk çocuğunun aç sefil kaldığını, bütün kapıların yüzüne nasıl kapandığını okurken, bir de bakıyor ki köylü hüngür hüngür ağlıyor. "Ne oldu birader" diyor. "Niye ağlıyorsun?"
"Niye ağlamayayım birader? Baksana bana neler yapmışlar."
Unutmayın; Tarih, ülkelerinde esen rüzgara ters düşen yazarlarla doludur.
Emile Zola, Dreyfus Davası'ndaki tutumu nedeniyle İngiltere'ye kaçmak zorunda kaldı. Dostoyevski idam mangasının karşısına çıkarıldı. Soljenitsin ülkesini terk etti. Bertolt Brecht, Thomas Mann gibi yazarlar gönüllü sürgüne gittiler.
Papalagi, işinin altında eziliyormuşçasına, iç çekerek söz eder ondan. Oysa Samoa'nın delikanlıları şarkı söyleyerek giderler kulkas tarlalarına, genç kızlar şarkı söyleyerek yıkarlar ırmakta bel örtülerini.