Eskiden yerde ekmek görünce öpüp başımıza koyar, yüksek bir yere bırakırdık ezilmesin diye. Şimdi hiç yerde ekmek görmüyoruz çünkü ekmek 5 lira. Milleti zamlaya zamlaya müsriflikten kurtardın Tayyip baba. Oyum AKP'ye.
Okurken bir başka kimse bizim için düşünür: Biz sadece onun zihin sürecini takip etmekle yetiniriz. Nasıl ki yazmayı ögrenirken talebe ögretmen tarafından kalemle çizilmiş çizgileri takip eder: Okurken de tıpkı bunun gibidir; düşünme işinin büyük bölümü zaten bizim için bitirilmiştir. Bunun içindir ki kendi düşüncelerimizle meşgul olduktan sonra elimize bir kitap almak her zaman bizi bir parça rahatlatır. fakat okurken zihnimiz aslında başka birisinin düşüncelerinin oyun alanından başka bir şey degildir; ve sonunda onlar bizden ayrılır, geriye kalan nedir? Ve dolayısıyla öyle olur ki çok fazla-yani neredeyse bütün gün okuyan ve arada düşünmeksizin, eglence yahut meşgale ile kendisini eğlendiren kimse, yavaş yavaş kendi kendine düşünme yeteneğini kaybeder. tıpkı at üstünden inmeyen bir adamın sonunda yürümeyi unutması gibi. Birçok egitimli insanın durumu bundan pek farklı degildir: Okumak onları ahmaklaştınr.
Fakat mesele kusurlar olduğunda, insanın hikayesi benzersizdir. Diğer hayvanlara göre daha kusurlu görünmemizin sebebi, çelişkili de olsa aslında ilerleme sağlaması beklenen adaptasyonlardır. Örneğin diğer hayvanlar tek bir besin çeşidiyle yaşayabildiği halde, biz sağlığımızı korumak için çok çeşitli gıdalarla beslenmek zorundayız. Bunun nedeni atalarımızın temel gıdaların tekdüzeliğinden kurtulup, araştırmak, avlanmak, toplamak, kazmak ve farklı habitatlardaki düşünülebilecek her türlü besin kaynağından faydalanabilmek için ileri düzeydeki bilişsel güçlerini kullanabilmiş olmalarıydı. Kulağa hoş geliyor ama sorun şu ki atalarımızın zihinsel gücü arttıkça bedenleri tembelleşti. Zengin diyetlerinin çeşitliliği karşısında, bedenler daha önce ürettikleri birçok besin maddesini üretmekten vazgeçti. Böylece atalarımız zengin bir diyetin tadını çıkarmaktan zengin bir diyete mahkûm olmaya geçiş yaptı. Bu ise talihsiz bir geçişti. Başlangıçta açık bir üstünlük sağlayan özelliğimiz zamanla bir kısıtlama haline geldi.
-Nathan H. Lents, İnsanın Kusurları (sayfa 207-208)
Kendi uydurduğun bir yalanı söylemek, başka bir ağızdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir…
Birinci ihtimalde sen bir insansın.
İkincisindeyse bir papağandan hiç farkın yoktur. Sen kimsin?
İnsan mı?.. Papağan mı?
Suç ve Ceza/Dostoyevski