Rus Edebiyatı'nın Rus Edebiyatı olmasını sağlayan, kitaplarıyla sadece kendi yaşadığı çağı değil yüzlerce yıllık bir etkiye sebebiyet veren, acılarla yoğrulmuş, hayatını sürekli maddi sıkıntılar içerisinde geçirmiş, en büyük yazarlardan biridir Fyodor Dostoyevski .
Dostoyevski konusunda şunu fark ettim, maalesef ki hala Suç ve Ceza ya da Karamazov Kardeşler gibi sürgün sonrası eserlerinden Dostoyevski okumaya başlayan okurlar var. Fakat Dostoyevski'nin geç dönem eserlerini anlayabilmek için sürgünden önceki romanlarını ve öykülerini de iyice anlamak gerektiğini düşünüyorum. Bu yüzden internet üzerindeki en kapsamlı Dostoyevski okuma rehberi iletisini hazırlamak için kollarımı sıvadım.
İsterseniz aşağıda yazdıklarımın hepsini bir video olarak izleyebilirsiniz: ytbe.one/0i9F0L1dcsM
Böyle büyük yazarlar kronolojik olarak okunursa yazarın emeklediği zamanlarda okur da yazarla birlikte emekler kanaatindeyim. İnsan ise emeklemeden yürümeyi, yürümeden koşmayı öğrenemez. Edebiyat da aynı hayat gibidir.
Video olarak izlemeye zamanınız yoksa da kronolojik olarak okunması gereken Dostoyevski kitapları sırası:
1- İnsancıklar (1846) (Can Yayınları)
2- Öteki (1846) (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
3- Ev Sahibesi (1847) (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
4- Beyaz Geceler (1848) (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
5- Netoçka Nezvanova (1849) (İletişim Yayınları)
6- Amcanın Düşü (1859) (Can Yayınları)
7- Stepançikovo Köyü (1859) (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
8- Ezilenler (1861) (Türkiye İş Bankası Kültür
Yeni karşılaştığı bir kadınla muhabbete girebilmek için;
- Bu dansı bana lütfeder misiniz? ya da;
- Brahms'ı sever misiniz? daha salakçası;
- Size bir içki ısmarlayabilir miyim?
en geri zekâlısı;
- Akrep burcu musunuz?
gibisinden amatör zampara yöntemlerini kullanmazdı.
- Reenkarnasyona inanır mısınız? diye yaklaşıyor kadına... Ve kadın ne yanıt verirse versin;
- Siz Kleopatra'yken, ben emir erinizdim... biçiminde dalış yapıyo konuya.
1965 senesiydi.
İşe gireli henüz iki hafta olmuştu.
Bir genel müdürlükte, özel kalem müdürünün yardımcısıydım. Bayrama on gün kala,
müdürüm hastalandı ve rapor aldı.
Ertesi gün, genel müdür, beni odasına çağırdı.
- Buyrun efendim.
- Tebrik kartları hazır mı evladım?
- Hangi tebrik kartları efendim?
- Eyvahlar olsun, Şükrü sana söylemedi mi? Bayram geldi, tebrik kartı göndermeli. Şimdiye çoktan postaya vermiş
olmamız gerekirdi.
- Hiç haberim olmadı efendim.
- Hemen, hemen hemen!
Yarına istiyorum üç bin adet kartı
sabaha kadar yaz ve postaya ver.
- Emredersiniz efendim! dedim ve
odadan çıktım.
Ancak üç bin adet bayram tebrik kartını
tek tek nasıl yazacağım...
Genel müdür, kartların çini mürekkeple
ve güzel bir yazıyla yazılmasını isterdi.
Üç bin adet kartın iki bin tanesi makamca
kendinden aşağıda olanlara
şu şekilde yazacaktım:
Bayramını kutlar, gözlerinden öperim.
Kalan bin tanesi de, daha üst makamdakilere:
'Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim.' şeklinde yazılacaktı.
Hiç vakit geçirmeden masamın başına