Bugün bize basit geliyor:
Bir adam düşüyor.
Bir polis peşinden koşuyor.
Bir kapak açılıyor ve adam kayboluyor.
Ama 1920'lerde Rus avangardı buna bayılıyordu.
Çünkü onlar için gelecek; müzelerde değil, sokakta, sirkte, kovalamacalarda ve kaosun içinde doğuyordu.
"İşte bu ölümsüz tanrıçalardır
Ölümlü insanlarla gerdeğe giren,
Tanrılara benzer oğullar doğuran".
Bu bölüm, evrenin kuruluş hikâyesinin bitip insanlık tarihinin başladığı noktadır. Burada anlatılan tanrıçalar, Olympus’un görkeminden vazgeçip ölümlü erkeklerle birleşerek, geleceğin büyük krallarını ve kahramanlarını doğururlar.Tanrılar ve ölümlüler arasındaki bu "yasak" veya "özel" birleşmeler, antik dünyadaki soylu ailelerin (aristokrasinin) kendi kökenlerini tanrılara dayandırma çabasıdır.
Batılı tarihçiler, kendi kökenlerini Roma'da aradıkları için, Batı Roma'nın çöküşünü "Antik Çağ'ın Sonu" gibi dramatik ve mutlak bir kapanış olarak tasvir ederler. (Western historians depict the fall of Western Rome as a dramatic and absolute closing like the "End of Antiquity" because they seek their own origins in Rome.)
Antik RomaUmberto Eco · Alfa Yayınları · 202173 okunma
Yazar demek ister ki: Aşk sadece kalbin bir çarpıntısı değil, doğanın genetik bir denge kurma operasyonudur. Biz özgür irademizle aşık olduğumuzu sanırken, aslında kendi kusurlarımızı bir başkasında nötralize ederek "mükemmel insan" neslini sürdürmeye çalışan biyolojik bir içgüdüye hizmet ediyoruz.
Bu bakış açısı size biraz deterministik (belirlenimci) veya fazla biyolojik geliyor mu, yoksa aşkın bu "dengeleyici" gücüne katılıyor musunuz?
Aşkın MetafiziğiArthur Schopenhauer · Ayrıntı Yayınları · 201816,8bin okunma
Gombrich, Sanatın Öyküsü'nün giriş bölümünde şu kavramdan bahseder: "Sanat züppesi" olarak nitelendirdiği kişiler, bir sanat eserinden samimi bir şekilde zevk almak yerine, kültürsüz görünmekten korktukları için "yanlış" şeyi beğenmekten veya "doğru" şeyi beğenmemekten çekinen kişilerdir.
Gombrich'e göre bu kişilere "züppe" denmesinin nedenleri şunlardır:
• Samimiyetsizlik: Kendi içgüdülerine ve zevklerine güvenmek yerine, başkalarının (eleştirmenlerin veya o dönemin modasının) ne dediğine göre hareket ederler.
• Prestij Kaygısı: Sanatı bir zevk aracı olarak değil, bir statü göstergesi olarak kullanırlar. "Eski moda" veya "basit" görünme korkusuyla, aslında hoşlandıkları eserleri hor görebilir veya anlamadıkları eserleri övebilirler.
• Gerçek Deneyimi Engelleme: Bu tavır, sanatla kurulması gereken doğrudan ve kişisel ilişkiyi bozar. Gombrich, bu korkunun ve yapmacıklığın, sanattan alınacak gerçek hazzın önündeki en büyük engellerden biri olduğunu savunur.
Sanatın ÖyküsüE. H. Gombrich · Remzi Kitabevi · 20171,130 okunma