Diğer devlet başkanlarına gördüğümüz şaşaa ve merasimin hiçbiri Mustafa Kemal Paşa’da yoktu.
Çok az insan beni bu kadar etkilemiştir.
İnsanların, uğrunda ölmek isteyeceği tipte bir adam.
Her yönüyle tam bir centilmen.
Nazik, kültürlü ve şık giyimliydi.
Profesyonel asker samimi demokrat, anında karar alan eylem adamı, organizatör ve idealist.
Mustafa Kemal Paşa’yı nitelendiren bu özellikler elbette nadiren bir araya gelir. Batı ona dikdatör gözüyle baktı. Bu adamla karşılaşmak ve onu Ankara’daki gündelik hayatın içinde görmek, dikdatör iddiasının ne kadad büyük saçmalık olduğunu görmek için yeterlidir.
Meclisin yasalarına bağlı.
ABD Başkanı’nın veto hakkına bile sahip değil.
Bütün gücünü demokratik temeller için kullanıyor.
Nasıl dikdatör?
Ankara sokaklarında yalnız şekilde yürüyebiliyor.
Halkın arasında, rastlaştığıyla konuşuyor, şakalaşıyor.
Sakin bir özgüvene sahip.
Gücünün farkında ama kibirli değil.
Onunla görüştükten sonra yurttaşlarının ona neden bu kadar inandığını, sözlerininneden bu kadar itibar gördüğünü anladım.
Türkiye’ye Türklere karşı önyargıyla gelmiştim.
Türklerin dostu ve hayranı olarak terk ediyorum.”