Mâvi

Mâvi
Beden olarak her insan tektir, ruh olarak asla!
Sakarya / Melhame-i Kübra
Zafer müjdesi alındığı günün akşamı Ankara'da şenlik yapılmış mıydı? Hatırlamıyorum. Hangi elektrik aydınlığı, hangi gaz ışığıyla? Ertesi sabah, Başkumandan Mustafa Kemal Paşa nasıl bir törenle karşılanmıştı? Onu da bilmiyorum. Hamdullah Suphi, Ruşen Eşref ve ben Maarif Vekâletinin arabasında O'nu karşılamak için istasyona giderken O çoktan treninden çıkmış, otomobiline atlayıp Çankaya yolunu boylamıştı. Kavaklıdere dönemecinde bize rastgelince ilk işi zarif ve güzel elini eldiveninden çıkarıp bize uzatmak oldu: - İstasyona mı gidiyordunuz? Niye zahmet ettiniz? dedi. Sırtında her vakitki avcı kostümlerinden biri, başında astragan kalpağı, bembeyaz, tertemiz bir ipekli gömlek üstünde her vakitki gibi özenle bağlanmış kravatı. Üzerinde yirmi iki günlük cehennemin tozundan dumanından en hafif bir iz bile yok. Yüzü rahat, sakin ve tatlı tatlı gülümsemekte. Sanki, banyosunda yıkanıp traşını olduktan ve kahvaltısını ettikten sonra çıktığı bir kırgezisinden dönüyordu. Harb tarihinin en uzun, en çetin meydan muharebesinden henüz muzaffer çıkmış bir Başkumandana, bir milli kahramana söylemek için hazırladığımız minnet ve hayranlık sözleri İçimizde kalmıştı. Hamdullah Suphi gibi bir büyük hatip bile, önümüzdeki adamın hiç bir iş görmemiş, hiç bir medih ve senaya lâyık değilmiş ve bizden biriymiş gibi duruşu karşısında ne diyeceğini şaşırmıştı.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Sakarya Meydan Muharebesi böylece yirmi iki gün sürdü. Bu, harb tarihinin en uzun meydan muharebesiymiş. Ne çetin, ne dehşetli bir meydan muharebesi olduğunu da bir hafta sonra kendi gözlerimle görüp anlıyacaktım.
Sayfa 133 - Birikim Yayınları·Kitabı okudu
Sarışın bir Kurda benzemiyordu, Sarışın bir Kurttu!
Meclis, Büyük Millet Meclisi... Lakin, Eskişehir'in düşüşünden beri orasının bir Arena'dan farkı kalmamıştı. Mustafa Kemal Paşa müzakere salonundan içeri girer girmez, bir vakitler cazibe merkezini teşkil ettiği bu yerde, bir takım menfi etkiler ve hatta homurtularla karşılandığını seziyordu. Neden? Onu da anlamakta güçlük çekmiyordu. Büyük Millet Meclisinin bir çok mebusları bir askerî hezimete uğradığımıza kaniydi ve bunun mes'uliyetini onun omuzları üstüne yüklemek istiyordu. Bütün geceyi telgraf başında uykusuz geçirmiş, böbrek sancılarını henüz yatıştırabilmiş, avurtları çökük, gözleri çakmak çakmak bu zayıf vücutlu adam bir çelikten yay gibi geriliyor; ne hezimet denilen şeyi kabul ediyor, ne de herhangi bir mes'uliyetten korkuyordu. Vakarlı, temkinli bir tavırla kürsüye geliyor: "Efendiler, diyordu, yeni muharebe anlayısına göre hattı müdafaa yok, sathı müdafaa vardır. Dün Sakarya'nın ötesinde, bugün Sakarva'nın berisinde, yarın belki Ankara'nın gerisinde, İstiklal! Savaşımız hep aynı azim ve imanla devam edecektir. Fakat, nerede olursa olsun, bir gün düşmanı Vatanın harimi ismetinde muhakkak boğacağız."
Sayfa 124 - Birikim Yayınları·Kitabı okudu
Mustafam, Mustafa Kemalim...
Hiç unutmam, böyle tepeden inme sabah kahvaltısına davet edilen Ankara Ahz-ı Asker Şubesi Reisi Edip Servet Beydi. Bir saat evvel yatağından çıkmış, yıkanmış, giyinmiş, traşını olmuv ter-ü taze vazifesi başına gidiyordu ve: - Aman Paşam, müsaade buyurun; pek acele bir işim var diyordu. - Olmaz, bırakmam. Hiç değilse beş on dakika kal. Görüyorsun, yapyalnızım, uykum da gelmedi daha. «Yapyalnızım», «Uykum da gelmedi.» O anda bu iki basit sözün altında gizlenen bütün bir ruh trapjedyası gözlerim önünde canlanmıştı. Uyuyamazdı, çünkü geçirdiğimiz günlerin fecaatiní o hepimizden iyi biliyordu ve bu halin korkunç mesuliyetini, itiraf edilemeyen bir ağır sır gibi, yapyalnız, tek başına taşıyordu. Her akşam, her gece bize gösterdiği o neşeli yüz, o kaygısız telaşsız tavırlar, o iki sıgara bir kahve arasında sakin sakin telgraf okuyup cevap verişler, o aradığı kumandanı bulamayınca işi şakaya döküşler ve nihayet harbi poker oyununa benzetişler, demek hep için için, tek başına yaşadığı faciayı gizlemek ve bizi herhangi bir bozguna uğratmaktan sakınmak içinmiş!
Sayfa 124 - Birikim Yayınları·Kitabı okudu
Simav'da yangının tahribatı İstanbul'dakinden daha feci görünüyor. Bazan bir köyden ortada bir yığın taş görünüyor. Son muharebeler esnasında düşmanın yaktığı şehirleri, köyleri hesaba katmıyorum. Geçenlerde, bir ecnebi gazete muhabiri bütün harabeleri dolaştı, kömür olmuş kereste yığınlarına karışan insan kemiklerini ve memelerinden ağaçlara çivilenmiş kadın cesedlerini hep gördü. Bu kadın muhabir bu kadar fecayi önünde az daha aklını kaybediyormuş. Yarın öbür gün bizim gideceğimiz Gördes bu facialar itibariyle ne Bilecik'ten, ne Söğüt'ten, ne Simav'dan daha aşağıdır. Bahusus ki, düşman bu kasabayı sırf ruhunun vahşi heveslerini tatmin için yakmıştır. Zira, burası ne bir sevkülceyş noktası, ne bir taarruz güzergâhı idi; ne de bir ricat esnasında, bir askerî zaruret neticesinde yakıldı.
Sayfa 117 - Birikim Yayınları·Kitabı okudu