Hiç unutmam, böyle tepeden inme sabah kahvaltısına davet edilen Ankara Ahz-ı Asker Şubesi Reisi Edip Servet Beydi. Bir saat evvel yatağından çıkmış, yıkanmış, giyinmiş, traşını olmuv ter-ü taze vazifesi başına gidiyordu ve:
- Aman Paşam, müsaade buyurun; pek acele bir işim var diyordu.
- Olmaz, bırakmam. Hiç değilse beş on dakika kal. Görüyorsun, yapyalnızım, uykum da gelmedi daha.
«Yapyalnızım», «Uykum da gelmedi.» O anda bu iki basit sözün altında gizlenen bütün bir ruh trapjedyası gözlerim önünde canlanmıştı. Uyuyamazdı, çünkü geçirdiğimiz günlerin fecaatiní o hepimizden iyi biliyordu ve bu halin korkunç mesuliyetini, itiraf edilemeyen bir ağır sır gibi, yapyalnız, tek başına taşıyordu. Her akşam, her gece bize gösterdiği o neşeli yüz, o kaygısız telaşsız tavırlar, o iki sıgara bir kahve arasında sakin sakin telgraf okuyup cevap verişler, o aradığı kumandanı bulamayınca işi şakaya döküşler ve nihayet harbi poker oyununa benzetişler, demek hep için için, tek başına yaşadığı faciayı gizlemek ve bizi herhangi bir bozguna uğratmaktan sakınmak içinmiş!