Hiç unutmam! Sıcak bir ikinci vaktiydi. Kordonboyunda, Karargâh ittihaz edilen büyük bir evin kapısı önündə oturuyor, biraz serinlemeye çalışıyorduk. Önümüzdeki manzara şuydu: kita kıta, alay alay gelen askerlerimiz, yorgunluktan kaldırımlar üstüne serilmiş, dinleniyorlardı. Deniz, rıhtım boyunca irili ufaklı sandallar kayıklarla doluydu ve bu sandallardan Rumca konuşan bir kalabalığın sesleri geliyordu. Daha ötede, deniz ortasında sıra sıra dizilmiş ve topları şehre doğru çevrilmiş yabancı harb gemileri görülüyordu. Yanımızda bulunan genç subaylarımızdan biri o gemileri göstererek:
«- Biliyor musunuz bunların kumandanlarını en ziyade ne hayrete düşürmüş?» dedi. «Atlı, otomobilli, arabalı ve yaya kıtalarımızın buraya aynı zamanda vasıl oluşları. Yüz bin mevcutlu koca bir düşman ordusunu yirmi dört saat zarfında nasıl yok ettiğimizi anlıyorlarmış. Fakat, altı gün içinde yüzlerce kilometrelik bir mesafeyi bu kadar derme çatma, bu kadar birbirini tutmaz vasıtalarla nasıl katettiğimize bir türlü akılları ermiyormuş.»