Her şeye rağmen, anne babalarımıza ve onların ebeveynine ya da onların yerindeki kişilere - bize ettikleri muamele saf eziyet olsa dahi - bir minnet borcu duymamız gayet normaldir. Anladığımız kadarıyla bu duygu, ahlakın vazgeçilmez bir parçasıdır. Ancak samimi duygularımızı ve kendi hakikatimizi, taşsız bir mezara gömmemize sebep olan bir ahlak türüdür bu. Ağır hastalıklar, erken yaşta ölüm ve intihar aslında gerçek hayatlarımızı boğsalarda ahlak dediyimiz kurallara boyun eğmemizin mantıklı sonuçlarıdır. Hayatın kendisi yerine, bu kuralları yüceltmeye devam etdiğimiz sürece, dünyanın her yerinde durum böyle olmayı sürdürecekrir. Beden, böylesi bir muameleye isyan eder, ancak onun konuştuğu tek dil, hastalık dilidir. Çocukluktaki gerçek duyguların reddedildiği fark edilmedikce de nadiren anlaşılan bir dildir bu.