Hikâye, küçük bir kız olan Momo’nun etrafında dönüyor. Momo’nun özel bir yeteneği var: İnsanları dinlemek. Ama bu öyle sıradan bir dinleme değil; onun pür dikkat, kalpten dinleyişi, karşısındakinin ruhuna dokunuyor, hatta en suskun insanların bile içindeki hikâyeleri dökmesine sebep oluyor.
Momo’nun bu özelliği, bana kendi ilişkilerimi, sevdiklerime ayırdığım zamanı ve onları ne kadar gerçekten dinlediğimi düşündürdü.
Kitabın en vurucu yanı, “Duman Adamlar” denen zaman hırsızları. Bu gri, soğuk varlıklar, insanların zamanını çalarak onları daha çok çalışmaya, daha az hissetmeye ve yaşamaktan uzaklaşmaya itiyor. (Sürekli “daha hızlı, daha çok üret” diye dayatılan işler, telefon bildirimleri, bitmeyen yapılacaklar listesi ve tabiki bitmeyen DENETLEMELER.. )Hepsi zamanımı çalıyor ve beni sevdiklerimle geçireceğim anlardan uzaklaştırıyor. Ende, bu metaforla modern dünyanın nasıl bir tuzak kurduğunu öyle ustalıkla anlatmış ki, açıkçası biraz sinir bozucu oldu.
Momo’nun dostlukları, özellikle Beppo ve Gigi ile olan bağları, kitaba güzel bir sıcaklık katıyor.
Kitabın dili, masalsı ama bir o kadar da derin. Çocuklar için yazılmış gibi görünse de ( aslında oğlum için almıştım) her satırında yetişkinlere hitap eden bir yanı da var.
Ende, bize şunu söylüyor: Hayal kurmayı bırakırsak, sevmeyi ve paylaşmayı unutursak, zamanı kazanmış gibi görünsek de aslında her şeyi kaybederiz.
Keyifli okumalar.