Şamanların ‘kut’ alma süreci, rüyalar aracılığıyla gerçekleşir. Bu rüyalar, adayın şaman olarak seçildiğini ve ruhlar dünyasıyla bağlantı kurduğunu gösterir. İslamlaşmış toplumlarda bu gelenek, bazen dini rüyalar veya ‘hızır’ figürüyle ilişkilendirilerek devam etmiştir.
Kitap, Philippe’in iki farklı kadına, Odile ve Isabelle’e olan aşkını anlatırken aslında aşkın ne kadar karmaşık, ne kadar kırılgan bir duygu olduğunu gösteriyor. Okuyucuyu içine çekmeyi başarıyor ki her satırda kendi yaşadığım duygusal dalgalanmaları, hayal kırıklıklarını ve umut kırıntılarını buldum.
Philippe için Odile adeta bir rüya gibi. Onun “aydınlık saçan beyaz bir parlaklığı vardı; bana ay ışığında parıldayan lekesiz bir elması düşündürüyordu” dediği o cümle aklıma kazındı resmen. Ben de birilerini böyle yüceltip, sonra o hayalin ağırlığı altında ezildim mi acaba diye düşündürdü.
Philippe’in Isabelle ile olan evliliği bambaşka bir iklim sunuyor. Odile’in ateşli, neredeyse masalsı aşkının yerini daha sakin, ama bir o kadar karmaşık bir ilişki alıyor. Isabelle’in sevgisi, Philippe’i hem sarıp sarmalıyor hem de bir kafese kapatıyor gibi.
Bu çelişki, ilişkilerdeki o ince dengeyi öyle güzel anlatıyor ki, okurken kendi ilişkilerimi, beklentilerimi ve hayal kırıklıklarımı düşündüm. “Kaderlerimizle arzularımız hemen hiç bir zaman bağdaşmıyordu” cümlesi ise belki her erkeğin zaman zaman düşündüğü bir olaydır.
Aşk, kıskançlık, kayıp ve yeniden başlama çabası…( bence kilit nokta burası olabilir. )
Hüzünlü, ama bir o kadar da güzel bir yolculuktu. Kitabı bitirdiğimde, sanki bir dostla dertleşmiş gibi hissettim. Eğer aşkın iniş çıkışlarını, insanın kendi kalbiyle mücadelesini anlamak isterseniz, bu kitabı okuyun.
Keyifli okumalar..