Eilisin yaşadığı içsel çatışmalarını okurken kendi düşüncelerimi okuyormuşum gibi hissettirdi.Bir yandan kendi hayatını kurmaya çalışan, kendi ayakları üzerinde durmak isteyen bir kadın diğer yandan ablasının kaybıyla memlekette ailesinin beklentileri arasında sıkışmış bir kişi.. en çok üzüldüğüm nokta ise annesinin sanki eilisin bir hayatı yokmuş gibi ölen ablasının hayatını eilisin hayatına geçirmeye çalışması rosenin kıyafetlerini,iş yerini,hayatını olduğu gibi eilisin hayatının yerine koyuşu açıkçası üzdü. Özellikle eilisin kendi arzuları ile sorumlulukları arasında bocaladığı bölümler bana gerçek hayatta seçim yapmak zorunda kaldığımız anları hatırlattı..
Amerikadaki hayatı, üniversitesi, tony ile olan ilişkisi çok sıcak ve umut doluydu taki eilis onu jimle aldatana dekkk.. elisin sonunda Brooklyn’e dönmesi ve kendi yolunu seçmesi ise beni tatmin etti ve umut verici geldi. Bir yandan sorumluluklarını yerine getiriyor, bir yandan kendi hayallerini de sürdürüyor.
Brooklyn bana, hayatın bazen karmaşık, bazen haksız ama her zaman öğretici olduğunu hissettirdi. Özellikle irlanda'dan Amerika'ya gitmesi bütün hayatının geride bırakması şu an benim içimde bulunduğum duruma benzediği için kitabı ayrı bir şevkle okudum.Karakterin içsel yolculuğu ve duygusal iniş çıkışları da çok gerçekçi bir şekilde aktarılmış.. kitabı okurken baya gerildim.Eğer insan ilişkilerini ve kendi yolunu bulma mücadelesini seviyorsanız, Brooklyni kesinlikle okuyun derim.