Sonradan kavrayacağım üzere, burası başka şeylerin içine sarılmış şeyler gezegeniydi. Ambalajların içinde yiyecekler. Kıyafetlerin içinde bedenler. Gülüşlerin içinde hakaretler. Her şey başka şeylerin içine gizlenmişti.
Beyaz Geceler çok kısa bir kitaptı ama genel olarak melankolik bir havası var. Hayalperest bir adam hep yalnız ve içine kapanık.. kendi dünyasında yaşayan biri.. Bir gün akşam vakti sokakta dolaşırken Nastenka diye bir kızla tanışıyor. Kız da çok saf temiz kalpli ve biraz da dertli biri. İkisi sohbet ettikçe yakınlaşıyorlar, birbirlerine dertlerini anlatıyorlar. Adam yavaş yavaş kıza âşık oluyor.. umutlanıyor.. hatta kız da ona güvenmeye başlıyor....
Ama işte sonlara doğru Nastenka’nın aslında yıllardır sevdiği başka biri olduğu için bir anda hayalperest adamdan vazgeçiyor..Adam uzaklardaymış, geri dönecek diye beklemiş. O sırada bzim hayalperest de tam umutlanmışken o adam geri geliyor. Nastenka da bir anda söz verdiği hayalperesti bırakıp sevdiği adama gidiyor. Bana çok saçma geldi çünkü o kadar duygusal, güven dolu anlardan sonra bir anda dönüp gitmesi çok kırıcıydı. Orada kısa bir şok etkisi geçirdim. Böylelikle kitap hüzünlü,depresif.. hayalperestin elinde ise sadece anılar kalıyor.........
Sanmayın ki ben öyle vefasız ve uçarıyım, sanmayın ki ben öyle kolayca ve hemen unutup değişebilirim... Bütün bir yıl onu sevdim ve Tanrı şahidimdir ki hiç, hatta düşüncede bile hiç ona sadakatsiz olmadım. O bunu hor gördü; o benimle alay etti – Tanrı'ya emanet olsun! Ama beni yaraladı ve kalbimi incitti. Ben... ben onu sevmiyorum; çünkü ancak asil olan, beni anlayan, yüce gönüllü birini sevebilirim; çünkü öyleyim ben ve o bana layık değil...