Gri kirlenmiş bir beyaz mıydı?
Yoksa iyileşmeye çalışan bir siyah mıydı?
Çünkü bize hep gri, belirsizlik gibi öğretildi. Net olmamak gibi. Oysa aslında gri, bize yönümüzü gösteren bir ayna.
Karanlıkta var olmaya çalışan bir ışık mıyım ben?
Yoksa beyazın içinde kaybolmuş gölgemi mi arıyorum?
Gri, insana işte bunu soruyor. Ve evet, hepimiz insanız. Kimi zaman karışıyoruz, kimi zaman bulanıyoruz, kimi zaman netliği kaybediyoruz. Spiritualizmin içinde parlayan sözler yazsak da, hayatın en gerçek anları o gri geçişlerde saklı.
Ve belki de mesele hiç griden kaçmak değil. Sadece dinginleşmek. Tıpkı bulanık suyun içine dönünce yavaş yavaş berraklaşması gibi… Ve o berraklık geldiğinde gri, aslında sadece geçişin adı olduğunu fısıldıyor.
Bir gün beyaza yaklaşır, ertesi gün siyaha kayar. Ama daima bize şunu sorar:
“Sen hangi yönde yürüyorsun?”
Belki de griyi anlamak, insanın kendi gölgesini de, kendi ışığını da kucaklamasıdır. Çünkü ışık, karanlığı görmeden tamamlanamaz. Karanlık da ışığa dokunmadan şifasını bulamaz.
Ve işte tam da burada, gri hayatın en dürüst aynası olur: Ne olduğumuzu değil, hangi yöne niyet ettiğimizi gösterir.